<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099</id><updated>2011-11-24T13:44:47.830+02:00</updated><title type='text'>denemeci paşa</title><subtitle type='html'>deneme, bir tür nesir olan deneme değil. bildiğin deniyorum blog hadisesini. hala deniyorum. deneme.. bir.. ki.. deneme..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>111</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3835722695619059480</id><published>2011-08-16T00:36:00.003+03:00</published><updated>2011-08-16T01:05:46.729+03:00</updated><title type='text'>28</title><content type='html'>28 yaşındayım.&lt;br /&gt;Babam 28 yaşındayken benden daha çok kitap okumuştu, bir müzik aleti çalabiliyordu, kendisinden tecrübeli insanlarla nasıl konuşacağını biliyordu ve gerçek manada hayatta kalmanın nasıl bir şey olduğunu da biliyordu. Benden ve birçok kişiden daha iyi araba kullanıyordu, avlanabiliyordu ve mesleğinde de muhtemelen benden daha iyiydi. Ama galiba benim daha çok param var, bu da aslında, benim babam onun babasından daha varlıklı olduğu için böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam 28 yaşındayken ben doğmuşum, benim çocuğum yok. Onun da, yıkaması gereken çamaşırlar, silmesi gereken ocak ve süpürmesi gereken halılar yokmuş, yemek yapması da gerekmiyormuş ama bunların hepsini benden daha iyi yapabileceğine eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben küçükken, babam merak ettiğimiz şeyleri çok düzgün çizgiler, çok muntazam daireler ve harika şemalar çizerek anlatırdı. O zamanlar denediğimde o kadar iyi çizemediğimi biliyordum ama günün birinde, mesela onun yaşına geldiğimde, belki daha bile önce, en az onun kadar iyi çizeceğime emindim. Bize resim çizdiği yaşlara gelmeme birkaç sene kalmış olmalı, ben de, fena olmayan çizgiler, neredeyse muntazam daireler çizebiliyorum. Ancak onlarla, babamın anlattığı gibi şeyler anlatamıyorum. Kağıt üstünde inşa edip çalıştırdığı mekanizmaları bir çocuğun anlayabileceği berraklıkta anlatabildiği için çok basit sandığım bu işi, günün birinde en az onun kadar iyi yapabileceğime de emindim. Halbuki ne onun kadar iyi bildiğim şeyler var, ne de berrak bir zihnim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 yaşındayım. 27 yaşında olmak daha iyiydi ama, 29 yaşında olmaktan iyidir. Genç sporcuların rekorlar kırıp turnuvalarda isim yaptıkları yaşı geçtim, artık benim yaşımdaki sporcular genç olmuyor, ben de kendimi onlarla kıyaslamıyorum. Yine de genç girişimcilerin hepsi en büyük paralarını daha kazanmadılar, en büyük işlerini henüz kurmadılar, belki bir yerde onları yakalayabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 yaşındayım, zihnim çamurlu sular gibi. Teşhisi koyacak kadar akıllı olduğuma göre, çareyi bulacak kadar da akıllı olduğuma inanıyorum. Babam kadar iyi araba kullanabileceğime de, işimde onun kadar iyi olabileceğime de, bir gün ondan daha çok para kazanabileceğime de -hâlâ- inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları o hayattayken yapabilmeyi çok isterim. Çünkü o zaman emeğini boşa çıkarmamış olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(bir de bunları okuyup, zayıf biri olduğumu düşünmesin isterim)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3835722695619059480?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3835722695619059480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3835722695619059480&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3835722695619059480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3835722695619059480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2011/08/28.html' title='28'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-7782336513319345894</id><published>2010-04-21T02:00:00.004+03:00</published><updated>2010-04-21T02:11:57.697+03:00</updated><title type='text'>atılgan</title><content type='html'>Bir oturuşta derli toplu, başı sonu belli bir yazı yazabiliyordum daha önce. Şimdi öyle değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha hisli olmakla kalmayıp hislerin de daha bir yoğun olduğu zamanlardı, dibine kadar kırılıp, dibine kadar üzüldüğüm, yok yere kendime acı çektirdiğim zamanlar. Gülünüp geçilmesi, önemsenmemesi gereken şeyleri haddinden fazla önemseyip haddinden fazla ciddiye alıyordum; türbülanslara girip çıkmaktan çekinmiyordum. İyi yazı yazmak "başı sonu belli"lik ve "derli toplu"luksa, demek ki iyi yazı da yazıyordum bir yandan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi öyle değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamurdan heykel yaparken yerli yersiz elin sürçmesi gibi, cümleler yerli yersiz takılıyor, kelimeler yeteri kadar çeşitli, yeteri kadar zengin olamıyor, yerlerine oturmuyorlar. Özensem de çirkin olan el yazım gibi, özensem de zayıf kalan yazılarım oluyor. Özenmekle pek alakası yok halbuki, el yazısının bir doğru kalem tutuşu, bir doğru vücut duruşu olduğu gibi yazının da bir ruh hali, bir bilinç olgunluğu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba kullanan herkes kaza yapabilme/kazaya karışabilme ihtimalini bilir. Ama kaza yapmış biri bir başka bilir. Şimdi bütün o ruh hallerinden, bütün o gereksiz depresyonlardan öğrenilen, "yol almak".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol almak, devam etmek ve geri dönmemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yazıları başka motivlerle yazmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(kendime bir köşe yazarı havası verdim farkettin? morveötesi kafası, kurtulmak zor. insana neler yaptırıyor bir bilsen.)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-7782336513319345894?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/7782336513319345894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=7782336513319345894&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7782336513319345894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7782336513319345894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2010/04/bir-oturusta-derli-toplu-bas-sonu-belli.html' title='atılgan'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-644510573021160887</id><published>2010-03-16T14:18:00.005+02:00</published><updated>2010-03-16T14:39:10.766+02:00</updated><title type='text'>dönüm noktası</title><content type='html'>30 yaşa doğru insanın ikinci bir ergenlik bunalımı oluyor; elindeki tamamlanmamış işlerden hangisine yatırım yapacak, sıfırdan bir işe mi gönlünü koyacak yoksa tamamlanmış işlerinden de aslında ne kadar sıkıldığını mı farkedecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatının yarısına doğru yaklaşırken cesaretin birazı iş hayatında, birazı da toplumsal adam olma kriterlerinde yontularak kaybedilmiş olduğundan yapılacaklar da buna göre sınırlandırmak zorunda. İşte bu yüzden mevcut iş bırakılıp sevilen bir başka işe yönelmek "bu yaştan sonra" zor, bu yüzden yarım kalan işler yarım kalmak, hobi olmak zorunda. Mevcut durum "iyi bir maaş, saygın bir meslek, iyi bir evlilik, ev, araba" standardından ne kadar uzaksa, o standart yolun "official" yarısına ulaşılmadan tutturulmak zorunda. Eğer buralarda tutunmak, saygı görmek isteniyorsa "adam"lık kriterleri, saygı görmek istenen adamların kriterlerinin gerisinde kalmak durumunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar gençlikte çok uzak, orta yaşlılıkta da çok içselleştirilmiş olduğundan tam da 30 yaş civarında, tam da beklentilerle karşı karşıya kalınan, diğer adamların "artık" muhatabı olunan yaşta birden insanın karşısına dikilip onu bir dönüm noktasına getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkış her zaman var, ama çok zaman zahmetli ve garantisiz yollara "çıkış" denebilirse. Zahmetli tarafı, o yaşa kadar elde çok az kalmş cesaret ve gençlikten bu yana eksilmiş hevese ihtiyaç olması. Bunların yanında önemli bir "kendini bilme" kabiliyeti ve "bedel ödeme" kudreti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vadettiği ise belli belirsiz bir tatmin. Hem öyle bir tatmin ki, mutluluğun paradan, huzurun itibardan daha kıymetli olup olmadığının düşünüldüğü yerde hiçbir işe yaramayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-644510573021160887?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/644510573021160887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=644510573021160887&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/644510573021160887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/644510573021160887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2010/03/donum-noktas.html' title='dönüm noktası'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6167481933780959313</id><published>2009-11-01T00:37:00.006+02:00</published><updated>2009-11-01T01:45:21.642+02:00</updated><title type='text'>insanların amacını kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim</title><content type='html'>Bir zamanlar röportajlarda filan sorulurdu galiba, öyle bir soru vardı meşhur; "Hayat felsefeniz nedir?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraları anket defterlerine, ne bilim casual chatlere kadar geldi bu hayat felsefesi. Herkes birbirine hayat felsefesini sorar oldu, ve bu soruya bağışıklık geliştirilerek birbirinden klişe cevaplar uyduruldu. Hayattan da, felsefeden de bihaber, "Hayatta en önemli şey sevgi"den tut "Hızlı yaşa genç öl" basitliğine kadar türlü pespayelikte hayat felsefesi üretildi buralarda. Sonra bakıldı ki bu alan kısır, bu alan kabız, kimse kimseye hayat felsefesi sormaz oldu. Birtakım insanların hayatı felsefesiz yaşaması icap ettiği idrak edildi belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben tutup bir şey düşünüyorum ve dönüp dolaşıp adına "hayat felsefesi" diyeceğim geliyor. Diyemiyorum çünkü o kelime rezerve. O kelime yıllar önce kullanılıp atıldı, fikir atığı oldu, onu atıldığı yerden çıkarıp başka bir şeye isim edemem. Etsem güzel olurdu halbuki, bulduğum şeye fasulye diye isim koyacak değilim. Aslında "bu hayatta" "şu hayatta" diye konuşmaktan bile imtina etmek lazımken bir de hayat felsefesi demediğim iyi oldu, o da var. "Hayat"lı konuşma haddi bulamıyorum kendimde henüz, kılları ağarmış 3523 kitap yazmış bir adam değilim, olabilemem de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bir şeyler var, en azından bir amaç olması gerekiyor. Yüce olması şart değil, bu hayatın bir işe yaraması gerekiyor. Bir kahramanlık, bir başrol var ortada, belki de onun hakkının verilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendinin ne işe yaradığını, neyle çalıştığını ve neyle çalışmadığını bilmesi lazım ki o başrole uygun bir senaryo yazılabilsin. Ağlak bakışlı romantik prense kahramanlık destanı yazdığın vakit filmin komedi filmi oluyor. Peki şimdi bu filme herkesin gülmesi başarı sayılmalı mı? Kahramanlık hikayesi olarak başarısız, komikçi olarak başarılı olmak o işin sahibini memnun eder mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahraman olmak istiyorsa etmez. O filmle kitlelere ulaşmak istiyorsa eder. Sadece mutlu olmak istiyorsa etmez. "Sadece mutlu olmak" diye de bir amaç olmaz zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün çok eskiden beri bildiğim biriyle tanışıyorum, "bir arkeolog olmalıydım belki de, bir şeyler keşfetmeliydim. düşünsene benim bulduğum, benimle anılacak hiçbir şey yok, bir yerde benim onu keşfetmemi bekleyen bir şeyler olmalı" dedi. Ona, dünyada geçirdiği vaktin boş olmadığını gösterecek şey bir keşif yapmaktı demek, halbuki benim için hiç değildi. Keşifler ve icatlarla ilgili pek bir şey içermese de "güç" ve "iktidar" ile, yer yer nüfuz ile bağlantılı, belki bol paralı bir mesleği vardı. Belki de aradığı güç veya iktidar yolu değildi, ya da güç, para, iktidar istemek veya bunlara sahip olmaktan memnun olmayı beyan etmek ayıp olduğundan keşif peşindeydi. Bilemem. Bilemen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben keşif peşinde değilim. İcat peşinde değilim. Adımla anılan bir icadım olsun olmasın hiç farketmez. Adımla anılan bir icadım olsun sefalet içinde olayım gibi bir tercih olsa, olmasın daha iyi. İcat micat istemem. Güç, para, iktidar, asma, kesme istemem. Gevşek adamım ben iktidarın yükünü kaldıramam. Çok param olsun isterim ama para kazanmak için her yol mübah gibi gelmez. Hem erdemli hem paralı olmak isterim. Hem bilgili hem kuvvetli, ama şöhretli olmasam olur, bilgiyi bir ışık gibi tutmak, keşiflerle icatlarla ortamı şenlendirmek, kitaplarda adımı okutmak istemem. Bir destan, bir kahraman olmak da istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne olmalı benden, kendimle ne yapabilirim, neyi amaç edinmeliyim? İnsan ne ile yaşar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç diye neye diyorlar? Çok para kazanmak mı? Çok rahat etmek mi? Rahat ettirmek? Mutlu olmak mı? Gerçek aşkı bulmak mı, çok dostlar edinmek mi? Çok bilgili, çok dolu, çok deli insan olmak mı, dünyayı yerinden oynatmak mı? Ünlü olmak mı, huzur bulmak mı? Aile kurmak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsinden biraz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın tüm istediği sevdiği işten para kazanabilmekmiş. Sevdiği şeyi yapıyor ama bundan para kazanamıyormuş, yine de o şeyi yapmaya devam etmek için sevmesi yeterliymiş. Günün birinde para kazanacağı bir iş bulmuş, onu da sevmiş. Bir yandan sevdiği şeyi yapmaya devam etmiş. Sevdiği şey ona para kazandırmaya başlayınca bu sefer para kazandığı ve sevmeye de başladığı öbür işiyle sevdiği ama para kazanmaya da başladığı bu işi arasında kalmış. Belki de bütün mesele hangisini daha çok sevdiğiyle alakalıymış çünkü en başta sevdiği şeye, ilk sevdiceğine bu vesileyle geri dönmüş. İkisi arasında pratik olarak bir fark yokken, baştan "gönül" koyduğu şeyi seçmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatırım. Para yatırmak riskli. Zaman yatırmak daha riskli. Gönlünü yatırmak daha da riskli, çünkü arabesk. Gönül yatırmak diye bir şey yok. Aslında var, ama arabesk olup çöpe atılmış, mundar olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amacı olan insanın seçimleri her zaman daha zor. Çünkü seçim kriterlerinin içine hayatın "büyük resim"ini sokuyor. Büyük resim o kadar büyük, kenarları o kadar belirsiz ki hangi seçimin içine girse onu büküp bozuyor. Pratik adamın seçimi daha basit, hayatta kalmak = para, daha çok kazan = daha çok hayatta kal, çok kazandıranı seç, çünkü "abi mecburdum". Bu kadarcık bile kudreti olmayan "kömüre, bulgura oylarını satıyorlar" diye inler, onun hayatının amacı falan olmaz zaten. Amaç o hayata lüks gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bu seçimlerin hepsinden maişet kaygısı çıkarılsa, yani insanın hayatını devam ettirecek parası garanti olsa ve ömrü boyunca hiçbir şekilde çalışmasa bile ortalama bir konforu sürdürebiliyor olsa, amacın önemi daha da keskinleşirdi. Bir defa, "hayatta kalmak" amaçlıktan çıktığı için bir amaç sahibi olmak ya da olmamak meselesi icat edilmiş olurdu. Herkesin bir amaç sahibi olduğu illüzyonu bir yerde son bulurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç dediğin en nihayeti manevi tatmin verir. Kimisi bunu ailesine güzel bir hayat sağlayarak buluyor, kimi dünya kadar parayı yığmış olmakta, kimi dünyayı gezme imkanına sahip olmakta. "Işıklı bir şehir manzarasına karşı gece vakti çay koyup balkonda oturulabilecek bir ev ortamı ve kafa rahatlığı" diye amaç olur mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6167481933780959313?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6167481933780959313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6167481933780959313&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6167481933780959313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6167481933780959313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2009/11/insanlarn-amacn-kaybetmektense-para.html' title='insanların amacını kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-9028448517285730279</id><published>2009-07-08T11:59:00.002+03:00</published><updated>2009-07-08T12:35:19.547+03:00</updated><title type='text'>alış veriş tüketiş</title><content type='html'>Sonunda aldım bir yeni bilgisayar, son derece uygun fiyatlı, şahane değil ama uzun süre ihtiyacımı görecek donanıma sahip, tipi her gün yüzüne bakmaktan sıkılmayacağım kadar iyi (tipsiz bir makinaya bakmaya dayanamam dostum), ne bilim onun dışında istemediğim halde geniş ekranlı, çözünürlüğü de eskisinin aynısı (ekstra pikseller zaten geniş ekrana eklemlenenler) bir makina. Alalı üç hafta kadar oldu. Bir aldığım gün açıp bir derdi var mı diye baktım, bir de üzerine Ubuntu kurdum (onu yaparken de vistayı uçurdum, "tek partition'a kurulur kurulur pişeyolmaz" diye bana gaz veren arkadaşa selam ederim.) Şimdi tekrardan üzerine Vista kurmam lazım, elim ermiyor. Hani yeni alınan şeyi doyasıya kurcalama, günlerce oynama, baka baka doyamama tribi var ya, o yok işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi benim odanın dekorasyonunun "şeytan eniğini kaybetse bulamaz" tandansı da yadsınamaz bir gerçek, bunun da etkisi var. Yani adamı yatağın üzerine koysam zaten bir bilgisayar dötü koymalık düz alan yok, koydum diyelim, adamın fanları manları ilk günden toz dolacak, hayvanlar gibi ısınacak üstelik zavallım, yazık. Esas korktuğum makina yatağın üstündeyken o yatakta uyuyakalmak ve aleti tepikleyerek yataktan atmak. O yüzden elim gidemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz hevesim olsa böyle olmaz aslında. Adına yeni hevesi de, bir şeyler yapma hevesi de, ciddi ciddi hevesi kaybettim. Yeni aldığım hiçbir şey bana deli gibi mutluluk vermiyor bunu farkettim. Verdiği en şahane mutluluk belki bir gün sürüyor, sonra varlığını bile unutuyorum o şeyin. Böyle olduğunu bildiğimden ne alışveriş yapmaya, ne satın almaya gönlüm var; window shopping dahi edemez oldum. Hasbel kader bir alışveriş merkezine gitsem etiketli bir ton şey üstüme üstüme geliyor gibi oluyor. Hepsini bedavaya veriyor olsalar yine almak istemem gibi geliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para ve imkanın insanı kısıtlaması oyunun kuralı gibi bir şey aslında, kısıtlama olmazsa istek hepten kaybolacak çünkü. Satın almanın bir motivi de "ben bunu alacak güce ve imkana sahibim" duygusu olmalı. Belki de değildir, belki pahalı markalar için öyledir de indirim günleri için değildir, bilemedim. Ama şöyle bir resim var önümde; bir alışveriş merkezi dolusu etiketli kıyafet, ıvır ve zıvır önümde dökülü duruyor, askılarında, hazır ve nazır, istersem hepsini alabilirim. İster miyim? Yok valla da istemem. Dedim acaba para harcayasım olmadığından mı istemiyorum bir şey almak, yok öyle değil, hepsi senin deseler yine istemem. Bir kere nereye koyacaksın, nerde tutacaksın, hangi birini giyeceksin/kullanacaksın? Ciddi mesai bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de indirim zamanından geriye kalan giyilip giyilip çıkarılmış, ama etiketi üzerinde yepyeni kıyafetleri düşün. Ne oluyor acaba onlar? Kimsenin sahip olmadığı, kimsenin olmamış şeyler. Sahip olunmak için yapılmışlar ama kimse almamış. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Things you own end up owning you&lt;/span&gt; da, kimsenin sahibi olmadığı şeyler ne olacak? Tüketim çılgınlığına rağmen tüketilmemişler? Kimseleri sevindirememişler? Peki ya ambalajlar? Her biri birer ürün olan, ama esas görevi ürünü taşımak olan, kimsenin sahip olmadığı ve kimseyi mutlu etmeyen kutular, paketler; eve gelir gelmez işi biten, çöpe giden ambalajlar? (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Allahım son vermek istiyorum bu farkındalığa, insanlığı uyandırmak misyonu edinmiş gibiyim&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle, bir şeyler almaya niyetlensem bile devasa bir mağaza görünce hafif tırsıyorum. Biri çıkıp "Hepsini al, senin olsun" diyecek gibi geliyor. Ben yine de ihtiyacım kadarını alıyorum, benden sonra başka küçük adamcıklar gelip küçük paracıkları vererek koca mağazayı gün gün, sezon sezon eritiyorlar. Bir indirimle biraz daha eritiyorlar, sonra eritilmek, birilerinin evinde birilerine mutluluk vermek üzere yeniler çıkıyor, pazar oluyor, tüketim oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mağazalar dolusu ıvır zıvırlar ben alsam da orada, almasam da. Benim için değil, pazar için yapılmışlar aslında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-9028448517285730279?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/9028448517285730279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=9028448517285730279&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/9028448517285730279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/9028448517285730279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2009/07/als-veris-tuketis.html' title='alış veriş tüketiş'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-7699104764660167454</id><published>2009-05-15T10:04:00.002+03:00</published><updated>2009-05-15T10:42:46.883+03:00</updated><title type='text'>-</title><content type='html'>Hayatında hiç büyük acı görmemiş insan biraz eksiktir (ama hepimiz biraz eksik, biraz yanlış tırım tırırım).  "Acı" tabii, göreceli bir durum olabilir. Aşk acısı acıların en acısı mesela, daha acısını görünceye kadar. Benim kastettiğim acı ancak ölümle olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendi ölümüne hazırlanması başlı başına bir trajedi, zaten oradan sonra "hayatın anlamı" da değişeceği için kendi ölümünü bekleyen bir insanın tecrübe ettiği "acı"nın kollektif bilince faydası var mı bilmiyorum. 100 üzerinden 100'e tekabül ettiğinden onu curve'e katmıyorum. Son derece yakınlarının, aileden bir veya birkaç kişinin veya en sevdiklerinin ölümünü görmüş insanlardan bahsediyorum "büyük acı görmüşler" olarak. Çok görmüş, geçirmişler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En zor tarafı da bu "acının" tek kişilik olmasıdır; depresyon ve her türlü ruh bunaltısı gibi tek kişiye ait, paylaştıkça artmayan, ama azalmayan bir tat. İnsanın etrafına hendekler kazan, duvarlar ören "yakın"ları ancak el sallayabilecek mesafede tutan bir durum, "acı içinde olmak". Karşıdakiyle karşılıklı durup onu görebilen insanın hendeği aşma çabası, aşılmayan hendeğin var olduğunu herkesin bilip sonradan görmezden gelmeye çalışması, aslında hendeği geçmenin de tek bir yolunun olması... Ya içindesindir çemberin, ya dışında. Ya bu tarafındasındır hendeğin, ya öbür tarafında; ölümü tanıyanlar arasında. Ne kolunu uzatabilirsin bu saatten sonra, ne de dokunabilirsin karşı tarafa. Oraya kadar gelindiğinde yapılacak tek şey, hendek yokmuş gibi davranmak olur, sanki birisi gözünü hendeğe dikse ötekini incitecekmiş gibi, biraz da gerilmek olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm, ölenden çok kalanlara zor. Ölecek olanlardan çok da belki, kalacak olanlara. Ölmeye hazırlanmak mı daha tuhaf yoksa kalmaya hazırlanmak mı acaba? Onu yok saymak, yokluğuna alışmaya çalışmakla varlığının son zamanlarında "var" olduğunu dolu dolu hissetmek arasında kalıp kendini yok etmek isteyen birisini anlayabilirim. Eğer ölüyor olsaydım en çok buna üzülürdüm, benim için bunu yaşayacak olanlara. Yanımda ölümden bahsetmek istemediği halde yakın bir gelecekte oralarda olmayacağımı bir an bile aklından çıkaramayan, gözleri dalıp sessiz kalan, kelimeleri seçmek zorunda hisseden onlar çünkü. Yanımda "seneye" bile diyemeyecek, hayatın devam ettiğini bana belki çaktırmamaya çalışacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölen için ölmek daha kolay belki, onun hazırlanacağı ölüm bir tane. Diğerininki, belirsiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-7699104764660167454?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/7699104764660167454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=7699104764660167454&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7699104764660167454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7699104764660167454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2009/05/blog-post.html' title='-'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-2192982487582792627</id><published>2009-04-22T15:02:00.006+03:00</published><updated>2009-04-22T16:14:34.384+03:00</updated><title type='text'>etiraflar</title><content type='html'>Canım çok sıkılıyo o yüzden saçma sapan şeyler yazıcam bugün. Valla sabahtan beri içimden konuşuyorum, birilerine yazıyorum gitmiyo. Teşhirci filan değilim, zaten taş çatlasın beş kişinin okuduğu blogda neyin teşhirciliği... Yazdıktan sonra da burda durmasına sinir olucam biliyorum, köpek gibi de pişman olucam ama silmicem. Hem blog blog olalı bi işime yarasın da bi kere de benim bunalımlarıma filan hizmet etsin, köpeğim olsun hatta. Zaten bıktım ahkam kesip durmaktan. Yok töbe bıkmadım, bazen sıkılıyorum o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerdir moda makyaj blogu okumaktan beynim bulaşık süngerine döndü. İşler hafif, ben de kendimi bunlara verdim. Allah cezamı vermesin benim, bu sezon ne moda, ne neyle giyilir ve nasıl stil olunur konusunda acayip fikirlerim var ama ne gladyatör sandalet ne de eteği g.tüme kadar çıkan kızılderili elbisesi giymeye cesaretim var. Zaten cebimde de akrep var, kot tişörtle makyajsız mal gibi geziyorum. Bu Zara, TopShop falan acayip adam skiyor ayrıca, iki yıkamada dağılacak, seneye giyemeyeceğin şeylere servet istiyolar. Adamların düsturu şu sanırım, "zaten trendy diye sattığımız bu götüm gibi şeyleri alanlar en fazla iki sene giyebilecek, o halde en skindirik malzemeden yapalım ama fiyatı Ralph Lauren, Balenciaga, Miu Miu kadar olmadığı için herkes saldırsın." Başka bi sebebi olduğunu sanmıyorum. Millet de ayıla bayıla giysin baştan aşağı akrilikti polyesterdi naylon naylon şeyleri. Hele o deri görünümlü plastik plastik kokan ultra dandik kadın çantaları yok mu, böyle herkeste, kıl oluyorum onlara. Mudo bile utanmadan satıyor bunları, bi de 70-80 liraya. Çadır bezinden, eşofman kumaşından çanta takarım ama deri taklidi yapan plastikten asla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makyaj desen az daha tecrübe edinsem para kazanacak kadar anlıyorum makyajdan. Ama her gün yapsam sivilceden suratımı göremem herhalde. Zaten üşengeç adamım, yap bi de sil, üstüne başına bulaşsın filan ne gerek var... Ama yapmaya kalksam konuştururum şerefsizim. Konuşturuyorum da zaten pehey. Bi de milleti boyaya boyaya da biraz tecrübe edindim. Ben bilgisayara format atmayı da böyle öğrendim. "Sen anlarsın" diyenlerin bilgisayarına format ata ata. Ama çok eskidendi, daha okulda ilk senelerimdi. Şimdi biliyorum yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında fazla bişey de bildiğim yok. Bilmem gereken hiçbir şeyi bilmiyorum hatta, hiç ilgilenmiyorum. Bilgisayarcı piçlere sinir oluyorum, bu nerd tipler var ya, var olabildikleri tek alan bu olduğu için asılıyolar da asılıyolar bu olaya. Böyle bi konuşmalar bişeyler, biz ayrı bi dünyanın insanıyız bambaşkayız tripleri. Bi de bunlar dışında şahane hayatı olduğu halde bu alemi de skertir seviyede iş çıkaran herifler var onlara daha çok sinir oluyorum gerçi. Onlara bunlara sinir oldukça kalkıp kendimi başka işlere başka alanlara veresim geliyo ama bulamadım o alanı, nereye gitsem birileri benden iyi. Böyle en iyisini feriştahını yaparım diyebileceğim bir iş yok malesef. Başka bir işe yatırıp yapıp g.t olmak da var işin ucunda, en iyisi durayım durduğum yerde diyorum. Bunu düşündükçe benden cacık olmaz deyip bunalımlara giriyorum. Bunalmadığım zamanlarda da "esas olan insan olmak, sevgi, sevmek laylayloom" oluyorum. Sanki çok sevgi doluymuşum gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi dolu falan değilim, kimseleri doğru dürüst sevmem, sevemem. Aslında severim ama öyle işte insan diye. Yoksa birine bişey yapıyosam sırf sevdiğim için yapmam, başka bi sebebi vardır. Benim için çok kolay, onun çok işine yarayacak, mutlu edecek bişeydir; win-win, neden yapmayayım? Ya da işte ben mutluyumdur onlar mutludur falan. Kimse için kendimi sıkıntıya sokmam pek, sonradan da vay ben sıkıntıya girdim senin için, sen bana şunu yapmadın demem. Hesabını soracağım şeyi yapmam zaten, yaptığım iyiliğin de arkasını aramam; "son paramı sana borç verdim, ödemediğin gibi beni de sktirettin" demem, verirken onun hesabını yapmışım zaten.&lt;br /&gt; Böyle arkasını dönüp gidenin arkasından ağıt yakmam, her şey herkesin bi gün gideceği üzerine kurulu çünkü. "Dost bildiklerim" teranesi yapmam, dost ne lan? İnsan dediğin değişen bi varlık işte. Bunları da "seni biri çok fena kırmış" desinler diye yazmıyorum, kimse beni kırmadı abi sizden akıllıyım o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle akıllıyım zekiyim filan diyorum ama tam bir mal gibi davranıyorum çok zaman. Kimse beni dinlemeyecek diye insan içinde fıkra bile anlatmam, zaten fıkra anlatmak karizmatik bişey değil. Ya mal gibi susup otururum ya da kendim bile hatırlamayacağım kadar zırvalarım insan içinde, ayarım yok. Ayrıca hayatta da hiç akıllıca kararlar vermiyorum sanırım. Her şeyi biliyorum sanıyorum, genelde ölçüm, biçim ve tartımlarım doğru çıkıyor ama neden master yapmıyorum mesela, inatla? Becerememekten eşşek gibi korkuyorum da o yüzden. Hep bu bir şeyi yapacaksam en şahanesi olmalı takıntım yüzünden. Başladığım çok şeyi bitiremeyişim de ondan, dandik de olsa bitmiş iş bitmemişten iyidir. Ama o bitmiş dandik iş de benim gözümde aynı, bitmemiş işler de, ve hatta başlanmamış işler de. Hiçbir şey yapamıyorum o yüzden, ama gevezelikte üstüme yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşşek kafalıyım, akıllanmıyorum, uslanmıyorum, ders almıyorum. Böyle içimde bi eşşek var dürtüyo sürekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeye doğru dürüst konsantre olamıyorum, aklım hep başka yerde. O başka yere gidiyorum al buyur yap, yok ondan da sıkılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gurur duyulacak bir evlat olamadım, sürekli bunu hatırlamayayım diye bizimkilerden uzak duruyorum. Sevmiyorum sanıyorlar. Bi de öyle anasının kuzusu bi tip değilim ne bilim. Sonunda Allah korusun kötü bişey olacak birimize, filmlerdeki gibi acı, isyan, pişmanlık senaryoları filan... Bu bile yük oluyor, bunun gibi şeyler yüzünden sırtımda yumurta küfesi varmış gibi hareket edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların sonradan "gençlik işte" diyeceği yaşları geçmeme az kaldı, üç sene orada beş sene burada savrulma, olmadı şunu yapayım deme, "ben bi depresyona girdim var ya iki ay çıkmadım evden" deme lüksüm yok. Niye yoksa...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-2192982487582792627?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/2192982487582792627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=2192982487582792627&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2192982487582792627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2192982487582792627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2009/04/etiraflar.html' title='etiraflar'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8155289200495724530</id><published>2009-03-24T16:20:00.005+02:00</published><updated>2009-03-24T17:38:49.300+02:00</updated><title type='text'>zekaya tapınma</title><content type='html'>Genel olarak zeki bilinen adamın her baş üzerinde yer bulabilmesi mümkün. Bugüne kadar defalarca şahit oldum, herkes de muhakkak olmuştur. Mevzubahis adam zekiyse insan tahammülünü her şekilde zorlayabilir, "ama çok zeki adam" argümanıyla da savunulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul zamanlarından beri böyledir bu. Zeki çocuk daha çok saygı görür, başarıları daha çok övülür. Çalışarak bunu elde edene pek itibar edilmez, üstüne üstlük "inek" denir. Kalıtım yoluyla gelen zenginliğe karşı çalışarak kazanılan zenginliği hararetle savunan kollektif bilincimiz, sıra zeki adama geldiğinde akıllara durgunluk veren bir ikiyüzlülük göstererek kalıtım yoluyla elde edilen zekayı tutar. Ve "doğal güzellik"e karşı makyaj güzelini de yerin dibine sokar. Zeka ve güzellik konularında emeğe saygı yoktur. Şimdilerde yeni yeni oluşmaya başlamıştır belki, bilmiyorum. Ben bunu ilk söylediğim zamanlarda kimseler söylememişti, zekice laflar ettiğim için de saygı gördüm. Aslında bu işten ben de epeyce ekmek yedim, ama zannedildiği kadar bir halt olmadığımı bile bile yedim. Engellemek için yapılabilecek pek de bir şey yoktu, zamanla ne olup ne olmadığım da anlaşıldı zaten. Bu yüzden bunları hafifletici sepet olarak koluma takabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat zamanında bu muameleyi hiç görmemiş olanların zaman içinde zekaya tapınma tarzı bir davranış geliştirdiğine de şahit oldum. Mesele senin zeki olman benim zeki olmam değil, mesele "ama abi adam çok zeki" argümanıyla bir kabullenmenin varlığı. Adamın halini tavrını hiç beğenmiyorum, beğenilecek bir tarafı da yok ama "çok zeki" diye alıp başıma koyacağım he mi? İyi valla... Çok mu spesifik oldu? Sen görürsün şimdi spesifiği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç "zeki" görmesem anlarım, derim ki herhal böyle olacak bu iş, tribi kendinden menkul. Lakin öyle değil. Hepimiz bir yerde kusurluyuz. En çok da zekanın her türlü meziyetin üzerine çıkacağı fikrinde olan kusurlu. Gerçekte ne çok zeki olmak ne de çok çalışkan olmak, ne çok güzel ne de çok fedakar olmak her türlü meziyetin yerine geçer. Hayatta öyle "bingo" bir şey yok arkadaşım, boşu boşuna "ben şu olaya asılayım da gerisi mühim değil" deme. Beğenmesek de zeka hala en çok kabul gören joker, zekiysen kullan. Ama kullanamıyorsan buna tapınma, onu anlatmaya çalışıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8155289200495724530?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/8155289200495724530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=8155289200495724530&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8155289200495724530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8155289200495724530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2009/03/zekaya-tapnma.html' title='zekaya tapınma'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6843873213283326308</id><published>2008-12-15T11:36:00.005+02:00</published><updated>2008-12-15T12:06:40.148+02:00</updated><title type='text'>arkadaşım eş arkadaşım şek</title><content type='html'>Arkadaşlık olayında taraflardan birinin kendisini bir aşk meşk hikayesine kaptırmış olması işi bozuyor. Biz &lt;a href="http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006_01_01_archive.html"&gt;bunları&lt;/a&gt; kitaplarımızda yıllar önce yazmışız ama bu seferki biraz daha değişik olacak. Bu arada arkadaşlık kelimesinin ne boktan referansları var yahu, ben bildiğimiz arkadaşlıktan bahsediyorum halbuki. Sevgili olsun platonik olsun, isterse sevgilimsi filan her neyse, gönül işi arkadaşlığı aksatıyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaya bir de gönül işleri bakanlığından bakalım, yani gönül işleri arasına arkadaşlarını sıkıştıramayan o bedbaht kişi açısından. Bu insan böyle aşkımın peşinden gideyim, sevdiceğim için fedakarlıklar edeyim derken, ya da kaybettiklerimi kazanayım durumu toparlayayım isterken çok kere arkadaşları satar eder ama neticede bunlar arkadaş oldukları için çok da üstünde durmazlar bu durumun. Bu da nazı geçiyor diye sürekli arkadaşı yakını kim varsa ihmal eder, varsa yoksa kendisini iki gün sonra sümüklü bir mendil gibi kenara atacak olan bu adam/kadındır onun için. Sonra o iş biter, yine soluğu arkadaşların yanında alır. Arkadaş da buna ne derse "he he" der, ya da "sen şurda haksızsın" filan der. Ama hiçbir zaman "Noldu tarraam aramıyordun sormuyordun, yedin sittiri aklın başına geldi dimi" demez. Arkadaştır çünkü. Diyen de olabilir, onlar kariyerlerini bu kişinin kötü arkadaş listesinde sürdürürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim satıcı eleman da her zaman sütten çıkmış ak kaşık, onun siktir yemesini köşede bekleyen arkadaşları da sütten çıkmış daha ak kaşıktır. Halbuki benim kafamda aşk-meşk-sevgili denen şey geçici, dostluk kalıcıdır. Şimdi arkadaş - dost ayrımına girmedim aslında aynı şeyi kastediyorum sayılır. Yani bir insanla ömür boyu sevgili kalma ihtimali daha düşüktür ama şu an arkadaş olan bir insanla az bir özveriyle ömür boyu arkadaş kalınabilir. İşte bu hesaba göre sevgili mevgili için arkadaş harcamak bana ziyan gibi geliyor amma insanlar diyebilir ki aşk insanın aklını başından alır. Alsın bakalım. Dostluk zaten bu zamanlarda belli olur da derler, desinler bakalım. Zaten işler hep böyle gidip de sorun çıkmayışından, bunun bir miktar doğru kabul edilmiş bir şey olduğu belli. Herkes rolünü biliyor zaten, kimse itiraz etmiyor. Ben burada çıkıp "kral aslında çıplak lan" desem herkes "yok canım çıplak falan değil, aslında öyle ama hangimiz çıplak değiliz ki?" diyecek, öyle bir durum söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki benim bu mantıklı şahane tavrımın neticesi ne olurdu acaba, yani sevgili ile arkadaş arasında kalan insan deseydi ki "arkadaşlık baki kalabülür, sen geçicisin", ne olurdu? Ben denedim söyleyeyim, ikisinden birden oldum göt gibi kaldım, o oldu. Ama ben bahtsız ve kötü bi insanım sanırım, insanlar bana bakıp arkadaşlarına kötü davransın istemem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6843873213283326308?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6843873213283326308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6843873213283326308&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6843873213283326308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6843873213283326308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/12/arkadam-e-arkadam-ek.html' title='arkadaşım eş arkadaşım şek'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3402268704830718768</id><published>2008-11-29T11:12:00.006+02:00</published><updated>2008-12-04T12:59:40.338+02:00</updated><title type='text'>ruh delen</title><content type='html'>Ağlatan film, ağlatan şarkı diye bir şey var. Elde mendil filme gidiliyor mesela, ilginç bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziği biraz bunun dışına çıkarmak lazım, insanı durup dururken, derdi tasası yokken ağlatan şarkı pek yoktur. Olsa olsa bir şeyler hatırlatan şarkı vardır. Sanat denen şey genel olarak duygu anlatımı, duygu aktarımıyla ilgili. Yani alınıp ertesi gün kullanılamıyor, insanlığın "iş yapış"ını kolaylaştırmıyor, ne bileyim, aya çıkarmıyor. Bazen bir fikirden ibaret de olsa o fikri alet edevat haline getirip bir sanayi elemanı yapmak mümkün olmuyor. Sanat icra etmeye yarayan türlerden birinde ortaya konan eser genellikle bir  hissin tarifidir. Damakta bir tad, alıcılarda bir hissiyattır. Sanatçı da burada bir hissiyatı şekillendirip insan önüne koyan, hatta bunu insanın içine yerleştirmeye çalışan adamdır. Ortaya koyduğu his, fikir gidip başka bir dimağa yerleşti mi sanatçı kitlesine "ulaşmış" demektir. Sanat vasıtasıyla ulaşır, dimağ çeşitliliğini kutlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bir hissi veya hissiyatı ifade edilmeye değer kılan nedir? Büyük olması mı? Sarsıcı olması mı, yoksa acı vermesi mi? İnsanın içini kıyım kıyım kıyması, burum burum burması mı acaba? Trajedinin romanı, nefretin resmi vardır ama mutluluğun resmi var mı bilmiyorum (vardır lan abartmayayım). Varsa da azdır zaten. Sanat eseriyle muhatabının acılarına, mutsuzluklarına dokunmak kolaydır, mutluluklarına dokunmak zor. Neden bilmiyorum. İnsanoğlu acı kardeşliğini seviyor, acınmayı ve acımayı, sebepli sebepsiz üzülmeyi seviyor. Değilse bir şiirin uzun uzun tasvir ettiği buhranı alıp içine yerleştirmeye bu kadar hevesli olmazdı. Bir filmin içindeki koyu hüznü bile bile alıp ruhunda taşımazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piercing yaptırmak kimilerine aptalca geliyor. Sırf güzel görünsün diye - ki o güzellik de genel geçer güzellik yargısına ne kadar uyar belli değil - kendine eziyet etmek kabul edilebilir bir şey değil diyorlar herhalde. Ama gidip bir ekranın karşısına oturup ruhlarını deldirebiliyorlar. Üstelik bunun genel geçer, genel geçmez hiçbir güzellik yargısıyla alakası da yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyasını karartmaya and içmiş, hatta başarısı buna bağlı bir sanat eserinin karşısına kendini rahatça koyabiliyor adam. O kimseye aptalca gelmiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3402268704830718768?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3402268704830718768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3402268704830718768&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3402268704830718768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3402268704830718768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/11/ruh-delen.html' title='ruh delen'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6698317628165632527</id><published>2008-10-05T03:34:00.004+03:00</published><updated>2008-10-15T12:15:09.585+03:00</updated><title type='text'>yüksek duygular</title><content type='html'>Gözümün önünden ufolar geçiyor allı yeşilli, konserler veriliyor, hayatlar akıyor.&lt;br /&gt;Yerinde olmak için neler vermeyeceğim şanslı adamlar var, yerimde olmak isteyenler de vardır belki. Kimse dinlemezken konuşabiliyorum, kimse bakmazken bakabiliyorum, kimsenin inanmadığına inanmaya cesaretim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en saçma fikrine inanan adamlar da diyebilir bunu, "kimsenin inanmadığına inanmaya cesaretim var." Öte yandan insanlığın belki 50 yıl sonra anlayabileceği bir fikir üzerinde çalışan insan da diyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufolar geçiyor allı yeşilli, konserler gelip geçiyor, ben bakıyorum.&lt;br /&gt;Adalet mi bu?&lt;br /&gt;Gitmediğim her konser süper, görmediğim her film üstün. Gittiğin, gördüğün vakit kime ne anlatacaksın, hayatında nasıl bir değişiklik yapacaksın, kimlere ne katkın olacak?&lt;br /&gt;Bu adalet mi yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrende x adet ortalama-üstü kıymetli insana sırtını döndün, buna rağmen hiç de mutsuz değilsin. Ben beş para etmez birine haddini bildirdiğimde karma canıma okuyor, içimdeki küçük hümanistlerle insanın insanlığı hürmetleri canıma okuyor. O da olmazsa bütün egolarım bir olup "yakıştı mı?" diyor. Bu mu adalet?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her birinin yüzünden adalet duygum biraz daha yıpranıyor. Adalet duygusu var, herkeste var, iyilerin ödüllendirilmesini, kötülerin cezalandırılmasını isteyen, fırsatı olduğunda buna uygun davranan yerler komple adalet arazisi oluyor. Kendi adaleti getiremiyorsa bünye, daha üst bir otoritenin, üstün bir iradenin bu adaleti getireceğine inanmak ister. Bu bazen devlet olur, bazen tanrı ve şahsında tapınılan tüm varlıklar, bazen karma, bazen de ordu olur. Bir kısmı süper kahramanlara inanmak ister, bir kısmı süper kahramanlar yaratır. Tatmin edilmemiş adalet duygusunun ihtiyacı inanca dahi sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki basitçe, iyilik yapınca iyilik görmeyi, birisi bize kötülük yaptığında onun cezalandırılmasını, kötülük yapınca da "bi dakika açıklayabilirim" demeyi,  istiyoruz. Adalet ihtiyacımız bu kadar. Bunu çok zaman karşılayamıyoruz; ne sorumlu bulabiliyoruz, ne de sorumlulardan hesap sorabiliyoruz, . Yapabileceğimiz en iyi şey genelde daha yüksek bir iradeye havale etmek. Alakalı bir kanun varsa kanun uygulayıcıya, yoksa adalet sağlayıcı, inançla var olan bir "varlık"a. Er geç hakkın yerini bulacağına inanmakla tatmin olabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, adamın biri çok ufak bir eforla sana tarifsiz acılar yaşatabiliyorsa, bu ya adil değildir, ya da orada görülmeyen bir şey vardır. Adalet duygun gereği bunun adil olduğuna, olan bitenin adalet ve düzen üzre devam ettiğine inanmak istersin. Bu adil değilse adaletin tecelli edeceğine inanırsın. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa bir başka gün, bu  hayatta olmazsa bir başka hayatta. Değilse akıl sağlığını korumak zor olur. "Bu kazıktan da bir şeyler öğrendim, ne de güzel olgunlaştım" da, nereye kadar, daha kaç defa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi birisi kalkıp "blasphemy!" diye bağırsın. Öyle bir ortam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6698317628165632527?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6698317628165632527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6698317628165632527&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6698317628165632527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6698317628165632527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/10/yksek-duygular.html' title='yüksek duygular'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-5112930756215103992</id><published>2008-09-20T00:32:00.003+03:00</published><updated>2008-09-20T02:16:19.717+03:00</updated><title type='text'>zihin - sel</title><content type='html'>Bütün bu konuşmalar, iletişim, alışveriş, fikir akışı ne işe yarıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarca insanın arasında, ama her birinin arasındaki iletişim, ortaya koyduklarını biriktiren bir bulut olsun. Yüzlerce insanın, onların kombinasyonlarının, yüzlerce bulutu. Binlerce insanın, fikir birikiminin ve aktarabildiklerinin tutulduğu bulutlar olsun. Zeka saçsınlar, çılgın argümanlar geliştirip çok canlı fikirler oluştursunlar. Bulutların zenginliği insanları birbirine bağlasın, bir bulutun güzelliği oraya başkalarını çeksin. Fikirler aksın, çeşitlilik, bilgelik oluşsun. Bulutların birer izdüşümü de hafızalarda bulunsun; artık izdüşebildiği kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümden akıp giden argümanlara müdahale edemiyorum bile. Halbuki öyle değil, halbuki eksik, biliyorum ki bir şeyler eksik. O akanı besleyen başka şeyler var, o çok saçma bulduğun şeyin bir sebebi var, ben bunu biliyorum. Bir sebebi olduğunu da, çoğu zaman o sebebi de. Ama sana söylemeyi, toplayıp tek yönden akıtmaya başladığın mainstream'e o diğer tali "stream"leri eklemeyi gereksiz buluyorum. Sen tek bir fikri oluşturup anlatırken ben o tekten fazlasını düşünüp toplayıp bir de sana anlatmalıyım çünkü. Hem düşünüp sıraya sokacağım, hem de bir hikaye haline getirip ifadelerini düzenleyeceğim. Peki anlattığımda ne olacak? Bu anlatım sana, bana ne katacak? Dünyalar kadar fikirler çıkardım yalan yanlış, dünyalar kadar bulutlar doldurdum, dünyalar kadar argümanlar yarıştırdım, yazdım-çizdim-anlattım-dinledim-düşündüm, zihin jimnastiği yaptım, ne işime yaradı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi bildiğimi iddia etmiyorum, aslında çok az şey bilirim.&lt;br /&gt;Çok az şey hakkında konuşabilirim.&lt;br /&gt;Çok az şey bildiğimi de, çok konuda azar azar bilmenin utanç verici olduğunu da bilirim.&lt;br /&gt;Ama sıra "dolu" şeyler, fikir bulutları oluşturmaya gelince yokum. Gündelik konuşmalar, laf olsun diye, aslında düşünmeden öylece gidebiliyor - kime neden kızmışım, bilmemne marka ne de zevksiz, bu ayakkabılar çok eskimiş gibi. Düşünmek "düşünmeyeyim" diyerek durdurulabilecek bir şey değil tabii ki, ama o bir köşede akıp giderken onu yüzeye taşımak, açığa çıkarmakta yokum. Onu bir konuşma haline getirmek boş iş adeta. Ne kadar bildiğimi mi ispat edeceğim? Fikrimi belirtince, akıl yürütünce hayranlık mı uyandıracağım, saygı mı kazanacağım? Tek bir yönden gelerek akıl yürütmeyi becerebiliyor muyum ki? Yürüttüğüm bütün akılları etrafa saçıp bulutlara doldurduğumda, zihinlere izdüştüğümde ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün konuşmam için bir sebep var mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-5112930756215103992?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/5112930756215103992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=5112930756215103992&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5112930756215103992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5112930756215103992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/09/zihin-sel.html' title='zihin - sel'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3612127964396180695</id><published>2008-08-21T03:10:00.003+03:00</published><updated>2008-08-21T03:40:30.890+03:00</updated><title type='text'>tipitip</title><content type='html'>Laf gelir, adam ağzını açıp fikir yumurtlayacaksa illa bir "Seksenlerin apolitik gençliği" teranesi okur. Şarttır, sosyolojik tespit yapacak çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seksenlerde doğmuş, ya da çocukmuşlar son on senedir bu dallamanın "gençlik" derken kastettiği kitleyi oluşturuyor. Apolitik dediği de, politik değil, siyasi görüşü yok ya da açık etmiyor, saçma salak protesto olayına karışmıyor, eyleme filan gidip kendini rezil etmiyor, bu. Ama bizimki her nasılsa bu "apolitik" diye etiketlediği, tepeden baktığı topluluğu "fikirsizlik"le itham ediyor gizliden. Açıktan dese olmaz sinsi gibi sokuşturuyor bunu, ben anlıyorum. Gençlik de çok alınıyor ki bu duruma, son günlerde çok hareketli. Bir politiklikler, protestolar, eylemler... 68 romantizmi de yavaştan yayılıyor ortalığa, tohumlar atıldı. Rock alemi şenlendi, herkes rocker olup alayına isyan peşinde. Şekilde süperiz, bitliyiz, sarhoşuz, asiyiz. Bilip bilmeden konuşmakta üstümüze de yok. Birkaç sene sonra bünyeler romantizme doydu mu 68 ruhu geri gelecek. Milenyumun ilk 68 hayaleti, biraz yoz, biraz da kof, ama o kadar olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sen bir gençlik olarak içinde bulunduğun "gençlik" topluluğuna bakıp "ıyy apolitik salaklar, ben düşünüyorum ve şu an eyleme gidiyorum tamam mıaa" dediğin vakit kendi içinde bir devrim başlatıyorsun ama azıcık okusan anlayacaksın ki insanoğlu hem birey hem topluluk olarak bu evrim/devrimden defalarca geçti, sonuncusu yıllar önceydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikrini çemkirerek belirtme genç, adam ol, fikir sahibi olduğunu biz anlarız.&lt;br /&gt;Takım tutar gibi fikir adamı tutma genç, oku, anla. Sessizce takdir et.&lt;br /&gt;Kendini asi ya da farklı sanma genç, sex/drugs/rock'n roll bunlar keşfedildi daha önce.&lt;br /&gt;Çalıntı lafla espri olmaz genç, fikir de olmaz. Okuduğunu sindir.&lt;br /&gt;Seviştiğini herkese bağırma genç, uyuyan var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de yaşın geçmiş genç, sana genç diyorum, lafın gelişi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3612127964396180695?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3612127964396180695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3612127964396180695&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3612127964396180695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3612127964396180695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/08/tipitip.html' title='tipitip'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-4675478936728187457</id><published>2008-08-04T01:10:00.003+03:00</published><updated>2008-08-04T02:28:56.709+03:00</updated><title type='text'>mutluluk budalası</title><content type='html'>Masalın bana bir zararı yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel olsun, başı - sonu - ortası tutarlı olsun, yeter. Kimin masalı olduğu da farketmez. Aslında farkeder, ama farketmez. Rollerini iyi oynasınlar, masalı güzel kılsınlar, ben onu izlemesini bilirim nasıl olsa. Göremediğim yerleri de tamamlarım, hatta elimde olsa veririm senaryoyu oynarlar. Bazen orada bir köşede oturmak isterim, masalın içinde, ama uzaktan bakarım. Size görünmek istemem, ayrı kapılardan girer ayrı kapılardan çıkarız. Bu masalın aslı aynı, ama hepimize bakan tarafı farklıdır. Aslında gördüklerimi bir göstersem çok beğenirler, çünkü ben hep güzel masallar yazarım. Hepiniz mutlu olun isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu geceler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-4675478936728187457?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/4675478936728187457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=4675478936728187457&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4675478936728187457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4675478936728187457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/08/mutluluk-budalas.html' title='mutluluk budalası'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-395920000093360634</id><published>2008-07-31T16:01:00.002+03:00</published><updated>2008-07-31T16:09:40.421+03:00</updated><title type='text'>sebepsiz</title><content type='html'>Yeri geldiğinde mesele kan davası dahi olsa affetmek, unutmak mümkün. Belki affetmek mümkün ama unutmak değil, meselenin büyüklüğüne göre değişir. Yani husumete bir sebep olsun, yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebepler önemlidir, aklımız, kavrayışımız sebepler sayesinde işler. Sebeplerle izah edebildiklerimizi anlar ve önlem alırız; ya da önemsiz olduklarına hükmeder geride bırakırız. İki kişi, iki grup arasına giren şeyin ne olduğunu bilmek/belirlemek bu yüzden önemlidir. Çünkü işleri düzeltmek için anlamaya, anlamak için sebeplere ihtiyaç duyarız. Düzeltesimiz yoksa tavrımızı devam ettirmek, bunu kendimize açıklamak için de bir sebep ararız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barışmak isteyen diğerine sebeple gitmeli, sebep olan halledilip barış temin edilebilsin diye. Ama ortada bir sebep yoksa, bilinsin ki o yakınlığı tesis etmenin imkanı da yoktur. Anlaşılır cinsten bir kazık, affedilir cinsten bir suç, açıklanabilir cinsten bir kaza aranmasın; sebep yoksa, barış da yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-395920000093360634?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/395920000093360634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=395920000093360634&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/395920000093360634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/395920000093360634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/07/sebepsiz.html' title='sebepsiz'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3812786938499963316</id><published>2008-07-13T14:43:00.003+03:00</published><updated>2008-07-13T14:56:47.595+03:00</updated><title type='text'>içten pazarlıklı b planı</title><content type='html'>Bir işe kalkışırken her zaman bir b planın olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğin ve güvendiğin birisiyle iş kurdun diyelim. Bütün paranı ona yatırma mesela. Adam iki gün sonra kalkıp "hacı olmuyo yeaaa bırakıyorum ben" dediği zaman ne halt edeceğin belli olsun. "Ben öyle adamlarla iş kurmam" deme, her kim ki insanları tanıdığını sanır, o ziyandadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili yaptın diyelim. Arkadaşlarınla görüşmeyi kesme. Kendileri bugün "şununla görüşme, bunu sevmedim" der ama bir zaman sonra o gider, baki kalan arkadaşlardır. Ortada kalma. "Aşk, sevgi, bunlar güvenle olur" deme, "Ben sana güvendim" deyince kimse seni terketmekten vazgeçmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yere beraber gittiğin, şeyi beraber yaptığın, en iyi arkadaşın var diye başkalarını aramamazlık etme. İki gün sonra aranız bozulur, kimi arayacağını şaşırırsın. Bağını koparma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeye kızıp, emek vererek hasıl ettiğin bir değeri yok etme. Ediyorsan da dönüşü olmaz bir tahribat yapma. İlla tahrip edeceksen yerine geçecek başka bir şey hasıl et. Özlersin, ihtiyaç duyarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B planın olmadan yaptığın her iş, sana bir zavallılık olarak geri dönebilir. Yoluna devam etmeyi bil, tali yolları aklında tut. Birilerinin arkasından bakıp "O yoluna devam etti" deme. Yoluna devam eden ol.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3812786938499963316?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3812786938499963316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3812786938499963316&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3812786938499963316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3812786938499963316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/07/iten-pazarlkl-b-plan.html' title='içten pazarlıklı b planı'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8287640087525689014</id><published>2008-04-18T23:34:00.001+03:00</published><updated>2008-04-18T23:36:19.073+03:00</updated><title type='text'>bilemedim</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Birisine bilerek ve isteyerek zarar vermek mi kötüdür, yoksa bilmeden yahut istemeyerek zarar vermiş olmak mı?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8287640087525689014?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/8287640087525689014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=8287640087525689014&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8287640087525689014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8287640087525689014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/04/bilemedim.html' title='bilemedim'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-1718202175670727010</id><published>2008-04-08T02:30:00.002+03:00</published><updated>2008-04-08T02:35:55.860+03:00</updated><title type='text'>zavallılık</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kendi acılarını anlatarak takdir ve ilgi beklemekten daha çirkin bir şey varsa, o da başkalarının acılaryla reklam yapmaya çalışmaktır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-1718202175670727010?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/1718202175670727010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=1718202175670727010&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1718202175670727010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1718202175670727010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/04/zavalllk.html' title='zavallılık'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8903846500250983817</id><published>2008-03-25T23:14:00.000+02:00</published><updated>2008-03-25T23:17:16.370+02:00</updated><title type='text'>emo kafası</title><content type='html'>Maziye bir dönüp bakarsan görürsün ki... Eah, ne mazisi yahu? Emo dediğinin mazisi mi olur? Herif en yakın mazisinde portakalda vitamindi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman maziye bakmadan şöyle etrafa sağlı sollu bakarsan görürsün ki herkes sensiz mutlu. Sen gidince yüzlerine kan gelmiş adeta, adama benzemişler üstelik. Bir tek sen değilsin mutlu, sensiz değilsin çünkü. Ünlü bir Türk düşünürünün de dediği gibi, "nereye gidersen git, kendini de götürürsün yanında."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun adı emo kafası, kafanın dışı da, içi de bir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8903846500250983817?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8903846500250983817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8903846500250983817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/03/emo-kafas.html' title='emo kafası'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-5620114206506377338</id><published>2008-03-24T00:40:00.003+02:00</published><updated>2008-03-24T01:09:41.650+02:00</updated><title type='text'>garip</title><content type='html'>Sağda solda internetin pek yaygın olmadığı, öyle sınırsız sonsuz seçeneklerinin bulunmadığı zamanları hatırlatan şeyler gördükçe zihnimde bir şeyler canlanıyor. Sahne desem değil, durum desem sanki o da değil. Kokuların çağrıştırdığı cinsten, bir çeşit imgeler hücumu galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere eski zamanlar... Kişisel tarihimden dışarıya çıkamıyorum maalesef burda, o kadar evrensel düşünemeyeceğim. Şu kadar eski zamanlar; okulun belli bir saatte bittiği ve sınavlara bir gece önceden çalışılabildiği, "sorumluluk"un ödevden ibaret olduğu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel tarih filan dedim de, bahsettiğim zamanlar lise zamanlarına tekabül ediyor ama benim hiç okuldan eve geldiğim bir lise tarihim olmadı. Olsun isterdim. Ortaokul zamanlarından yardım alarak geliştirdiğime göre, hayalgücümün de yardımıyla şöyle bir sahne; son ders biteli yarım saat-bir saat olmuş, formanın çıkarılmasıyla o gün okula dair (ve aynı zamanda hayatın o devresinde sorumluluğa dair) her şey geride kalmıştır. Odaya girilir, küçük dünyaya dalınır. Bu küçük dünyanın merkezinde bazen kitaplar, bazen dergiler, bazen de internete kısa ve kıymetli sürelerle bağlanan bir bilgisayar vardır. İçerde hava, dışarıya göre serindir, çünkü dışarda ikindi güneşi varken pencereyi açınca odaya aydınlık bir rüzgar eser. Pencereler açılır, biraz sonra hava hala kararmamış fakat serinlemiştir, perdeler havalanır.  Fonda o rüzgar varsa, akşam yemeğine kadar keşfedilen her şey tatlı, öğrenilen her şey kalıcıdır. Bunlar da bir nevi çalıntı zamanlardır, akşam yemeğinden sonra oturulacak ödeve kadar, keyif veren şeylere ayrılmış kıymetli vakittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternete dair ilk parçaları ve bilgisayara dair güzel şeyleri, ilk "bir kitap okudum hayatım değişti"leri ve yeni olan her şeyi keşfettiğim zamanların böyle bir yerde geçmesini isterdim. Şimdi buradan durup bakınca, o zamanlar o yaşlarda olup buna benzer bir ortamda geliştirilmiş şeylere referans veren her türlü içerik bana böyle bir "esinti" getiriyor. Bu da içinde hiç kıskançlık olmayan bir özenti, gerçekleşmemiş bir dilek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir "ev"e dair ikinci dileğimdir bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-5620114206506377338?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/5620114206506377338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=5620114206506377338&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5620114206506377338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5620114206506377338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/03/garip.html' title='garip'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-4046513929584127726</id><published>2008-03-11T00:45:00.003+02:00</published><updated>2008-03-11T01:23:24.464+02:00</updated><title type='text'>unutmadan</title><content type='html'>"Hayattan insan çıkarmak" diye bir şey vardır, cafcaflı söz meraklıları kullanmaya pek bayılır; "ben hayatımdan çok insan çıkardım". Bir yapana sormak lazım, hayattan insan çıkarmak telefon rehberinden bir numara silmekten ne kadar fazla? Ya da, telefon rehberinden bir numara siler gibi bir hayatın bir başka hayattaki izlerini yok etmek mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmak büyük nimet, tabii kullanması bilinirse. Asla bir sihirli değnek değil; çare ama, kolay ve bedelsiz de değil. Hayattan insan çıkarmak, unutmaya karar vermek ve uygulamaya başlamak olsa gerek. Netice itibariyle de izlerin derinliğine, çokluğuna göre değişecek bir süre sonunda, bir kişiden "arınmak" demek. Tek bir kontrol edilemez tarafı var ki, o da hayattan çıkarılan kişinin hayatında edinilmiş yer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan bakılınca, hayattan insan çıkarmak, bir hayattan çıkmaya göre çok daha kolay. Herhangi bir kimse, rehberden numara silmekle başlayıp, birtakım eşya atmakla, uzakta geçirilen bir süreyle hayattan çıkarılabilirken, bir başka hafızadan çıkıp gitmek, kontrol sahibi olunmayan bir yerle alakalı şımarıkça isteklerde bulunmak, bildiğimiz dünyanın kanunlarına baş kaldırmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmaktan daha zor bir şey varsa, o da unutulmak. Elde değil çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki ben, bazı hayatlardan çıkmak istiyorum. Aldıklarımı geri verip, verdiklerimi almak, hesabın altına bir çizgi çekip dipte bucakta sinmiş kokuları dahi yok etmek ve çekip gitmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakmaktan, yıkmaktan, kırıp dökmekten, kapıları çarpmaktan çekinecek değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğimiz dünyanın kanunlarına baş kaldırarak ve şımarıkça istiyorum bunu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-4046513929584127726?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/4046513929584127726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=4046513929584127726&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4046513929584127726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4046513929584127726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/03/unutmadan.html' title='unutmadan'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3908780140464933409</id><published>2008-03-03T23:01:00.004+02:00</published><updated>2008-03-03T23:34:39.689+02:00</updated><title type='text'>su sızıyor</title><content type='html'>Kadın elinden çıkma yazılarda kadın sorunlarına kadınca bakışlardan, üçüncü sayfa haberlerindeki istismar edilen kadının çığırtkanlığının yapılmasından, "türban" meselesine "modern kadın" gözüyle bakıştan baydım feci. Kadın duygularınıza, erkek oluş halinize dokunmadan bir insan olsanız iki dakka, evvela vicdan organlarınızı yoklasanız da öyle konuşsak, gerisi ufak bir ayrım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yazsam yazsam hiç anlaşılmasa, kelimeleri dizsem dizsem rastgele, o da benim dünyam olsa. Alabildiğine soyut bir anlatımı benimsesem, bir gün muhayyileden, diğer gün pantolonlu buluttan dem vursam. Öyle yapıyorlar bazen, kim anlıyor, kime anlatılıyor bilmiyorum, bana değil herhalde.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bunaldıkça kaçacak delik arayanlar er geç ana rahmini keşfedecekler. Hep vardı gerçi ama, yeniden trend olacak görürsün. O vakte kadar bir şirket kurup ana rahmine günübirlik seferler düzenleyelim diyorum, ha Muhsin?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Babaannemin 15 sene öncesine kadar peynir suyu süzdüğü kesenin yıkanmış ama çıkmamış kokusu, eve sinmiş yoğurt, peynir, serin serin kap kacak kokusunun, arka odaların havasının sokak ortasında ne işi var? Bu da mı rutubet ulan?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Düşün taşın, tart biç, en sonunda elindeki teraziden şüphe eder hale geldin. Varoluşsal birtakım fikirlerle dertlendin, pekiyi kredi kartının limiti TopShop'ta bitince dertlenenden daha fazla bir katkın mı oldu dünyaya? Ne bağırıyorsun o zaman?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Eskiden soyut ve somut ayrımı böyle kolaydı; duyularla algılayabildiklerimiz somut, algılayamadıklarımız soyut. Prefrontal korteks bir duyu organı değildir, hayır. Kıskançlık soyuttur. Artık o kadar kolay değil, ağaç mesela, soyut. Ne ağacı? Meşe ağacı. Meşe ağacı somut, en az meşe odunu kadar, somut, ve budaklı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3908780140464933409?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3908780140464933409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3908780140464933409&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3908780140464933409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3908780140464933409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/03/su-szyor.html' title='su sızıyor'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6624375441648258253</id><published>2008-02-28T01:46:00.010+02:00</published><updated>2008-09-27T00:27:06.917+03:00</updated><title type='text'>ah bu şarkıların gözü kör olsun</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://batzbatz.com/uploads/posts/2008-04/1208848275_final-attraction-2007.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 206px; height: 206px;" src="http://batzbatz.com/uploads/posts/2008-04/1208848275_final-attraction-2007.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki hafta kadar evvel mtv'de rastladım bir videoya, nip/tuck tadındaki vitrin mankenleri dikkatimi çekti dekor arasında. Evet evet, bu video dikkatimi celbetmişti, sonuna kadar seyrettim. Kimdir bu işin sorumluları merak ettim, gösteriden sonra kulise gidip ellerini sıkmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinema Bizarre adlı bir grupmuş bunlar. Şarkının ismi de Lovesongs (They Kill Me). Mevzubahis video şu linkte;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=NbhuvD8DSW0"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=NbhuvD8DSW0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra hala unutmadığımı farkedip bunda bir alamet olmalı diyerek, evvela şu videoyu bir daha seyredeyim dedim. Akabinde bunlar yeni bir grup mu, eski mi, underground mu, yoksa bir başka tarzdan bu hale prodüktör marifetiyle mi gelmişler, efendime söyleyeyim grup elemanları reşit mi, bu aktivite çocuk istismarına girer mi gibi sorular zihnimde dolaşmaya başladı. Bunları tek bir şarkıdan anlayabilmek mimkin değildi, böylece ufak çaplı bir araştırmaya giriştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalarım neticesinde Almanya kökenli, profesyonelce "produce" edilmiş süper bir gösteri grubu oldukları kanaatine vardım. Yine de kendilerine "hıh" deyip geçemiyor, haklarında daha çok bilgi sahibi olmayı manyakça istiyordum. Güzel tasarlanmış web sitelerinin Almanca oluşuna tilt olmuş da olsam haklarında materyal aramaktan vazgeçemedim. Gösterdiğim alaka beni de şaşırtmıştı, "Bu teenage grupları piyasası takip edilmez oldu hacı, sevmiyorum, tiksiniyorum" laflarından sonra, "bu eller... bu eller artık bir işe yaramaz" deyip de iş başına geri dönmek gibi, ve dahi yeniden aşık olmak gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarzlarının rock iddiasında olduğunu sanıyorum. Benzer şekilde "produce" edilmiş (kötü bir tabir ama yapılmış mı demeliyim, yapımlandırılmış diye element mi uydurmalıyım bilmiyorum.) diğer grupları gözlerimde tomurcuk yaşlarla, dün-bugün-yarın tripleriyle hatırladım sayelerinde. Mesela bir HIM vardı, şu videoyu hatırlayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=7k1z5M3BDZo"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=7k1z5M3BDZo&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIM'in ilk albümünden sonra güçlü prodüktörlerce keşfedilip allanıp pullanması, erkek güzeli vokalin boyanıp genç kızların önüne atılması neticesinde, bu şarkıyla başlayıp birbirinden yavşak şarkılarla dolu albümler çıkarmasının başlangıcıdır bu video. Bakınız birbirinden saçma unsurlara, o "join me in death" temasının çiğliğine, şu gösterişe. Valo'nun prodüktör eli değmemiş imajına bir bakınız (when love and death embrace adlı şarkının videosu olabilir mesela), bir de şu imaja bakınız. Nasıl da doğru yerler vurgulanmış, nasıl da hedefe varılmıştır. HIM kendi halinde bir rock ve dahi cover grubuyken (Wicked Game coverı da çok iyidir bu arada) dünyaya bu imaj ile açılmış, genç kızların ve teenagerların love metal idolü olmuştur. İmza günlerine gelen zavallı gençlerin kılığından kıyafetinden HIM çılgınlığının boyutlarını anlayabilmek pek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekiyi, elde mukayese yapılacak bir ilk albüm yoksa, bir Cinema Bizarre hadisesinin prodüktör allaması ve de pullaması olduğunu nasıl anlayabiliriz? Evvela, yaşının 19 olduğunu öğrendiğim bir frontman'i ve daha fazla göstermeyen elemanları olan bir grubun saçıyla, makyajıyla, kıyafetiyle böylesine profesyonel bir imaj çıkarması pek mümkün değildir. Makyaj yapıp travesti gibi giyinen heriflerin bunu zamanla kendine yakışanı giymek haline getirmişleri ile, "sana bu imaj çok gider şekerim" direktifiyle edinmişleri arasındaki fark son derece açıktır. Yaptıkları müziği karşılaştırmadan, şu iki resimdeki grubun imajlarına bakalım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hizliresim.com/2008/5/13/233.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 320px;" src="http://www.hizliresim.com/2008/5/13/233.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://digitalvampire.net/music/london_after_midnight/london_after_midnight.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 383px; height: 170px;" src="http://digitalvampire.net/music/london_after_midnight/london_after_midnight.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın şu kılığı kendine bir yakıştırması var. Bakınız mevzu bahis grup London After Midnight'a (alttaki resim), bakınız ve ibret alınız şu "ben anamdan travesti doğdum" halinden. CB elemanlarının da sebat ederlerse zamanla alışacaklarını umuyorum. Zira bir promo çekimi sırasında bayram çocukları gibi yeni elbiseleriyle stüdyolarda koşuştuklarını gördüm, olsun o kadar dedim. Bu şekle şemale dün kavuşmamış olabilirler, sorsanız "biz altı yaşımızdan beri visual kei kanunları üzre bu anime kılıklarıyla geziyoruz" diyeceklerdir. Fakat bu şeklin insanın kendi eliyle yapılmasını geçtim, herhangi bir kuaföre tarif edilmesi de zordur. İnsanın on yılın sonunda bu kılıkla gezmesi ile iki senede kendini image maker'ların elinde bulması arasında fark vardır. Frontman karizması dediğin &lt;a href="http://www.olaf-siebert.de/img/zillo014.JPG"&gt;nah böyle&lt;/a&gt; olur demeden de geçemeyeceğim bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makyaj konusunda bir parantez açmak istiyorum, eski kanaatlerimin aksine bu bir yakıştırma hikayesi değilmiş. CB çocuklarının suratlarına dikkatlice bakılırsa hiçbirinin erkek güzeli olmadığı açıkça görülür. Bildiğimiz Alman veledidir hepsi. Tamam şarkı söyleyen eleman biraz daha güzel gibi, öyle olsun. Yoldan çevirdiğimiz erkek adamı bozan makyaj bunları neden bozmuyor diye sorulduğu vakit vereceğim cevap, "profesyonellik şekerim, profesyonellik" olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekilmiş üç adet videoda da bu profesyonellik açıkça görülüyor zaten, her biri bambaşka bir konsept, bambaşka kıyafetler kullanılmış. Kolaya kaçılmayıp cidden özenilmiş, uğraşılmış. Yapılan iş müzikte bir devrim olmasa da iyi sunulmuş, bu yüzden takdiri hak ediyor. Sanırım ikinci video, albümdeki "sinema teması"na sahip, şuradan görülebilir;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=IFpC7QBOWYY"&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube.com/watch?v=IFpC7QBOWYY&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkı tabii ki, teenage fanleri zorlamayacak sözlere, akılda kalır melodilere sahip, gerçekte pek de bir özelliği olmayan, basit bir iş. Buna rağmen düzenlemede ve kayıttaki profesyonellik, yine bu çocukların arkasındaki sağlam desteğe işaret. Kendileri de ortamda biraz yabancı, mizansende biraz eğreti duruyorlar zaten. Bilemiyorum nasıl ifade etmeli bu "altında kalmışlık"ı, ama zamanla aşacakları/alışacakları kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bir sonraki video olduğunu tahmin ettiğim &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=C39m74GCnYY"&gt;şu&lt;/a&gt; videoda, yine özenilmiş bir gösteri olduğu ve bizim çocukların duruma gittikçe daha da yakıştıkları görülüyor. Bu şarkıya da dikkat edilmesini özellikle rica edeceğim, bir yerlerde daha evvel duyduğuma emin gibiyim. Bir youtube videosu fonu olur, daha eski bir şarkı olma ihtimali olur, ya da sadece benzetiyor da olabilirim. Şarkıyı tek başına bir yerde duymuş olsam ilk tahminim, "aa The Rasmus değil mi bu?" olurdu. Sahi bir The Rasmus vardı, ne oldu onlara? Finlandiya'nın yüz karaları, şarkılarını çatlak sesle vokallendiren karga tüyü gotikleri olarak tanıdığımız The Rasmus'un da geçmişinde bu şarkıya pek benzer bir &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Gsk1BFayipM"&gt;işleri&lt;/a&gt; bulunur ki seyredilmesini, dinlenmesini şiddetle tavsiye eder, bu gruba da şefkatle yaklaşılmasını isterim bu sebepten. Zira onları da "dünyaya açılma" sırasında imajlandırmış bir ekip vardır sanırım, ve şu an bildiğimiz iğrenç The Rasmus halinden bunlar sorumludur. Halbuki gayet neşeli ve eğlenceli çocukların grubudur The Rasmus, insanın şu videoyu gördükten sonra homini humini diye yolda durdurup sevesi gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinema Bizarre'ın ise henüz ne tür çocuklardan oluştuklarını çıkarabilmiş değilim. Almanya'daki tanınmışlıkları ile dünyadaki tanınmışlıkları aşağı yukarı aynı. Yeni yeni televizyon programlarına çıkıp saçlarını bozmadan kameralara kaçamak bakışlar atan minik weirdolar olarak görünüyorlar. Tabii birtakım teenager tarafından idol haline getirilmiş olduklarından şüphem yok. Fan forumları varsa oralardaki sohbete göz atmak şahane bir deneyim olacaktır bu konuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben esas, büyük konserler vermeye başlayınca sahnede yapacakları taşkınlıkları merak ediyorum. Bariz travesti olan yan vokal eleman ve ultra şirin anime yaratığı basçı arasında geçecekleri düşünüyorum, onlara "sahnede öpüşürseniz seyirci nasıl çığlık atar biliyo musunuz" demek istiyorum. Ve bir ikinci albümleri olursa yapacakları müziği de merak ediyorum, çünkü bu tarz grupların imajla geçemeyecekleri bir sınavdır ikinci albüm. Prodüktör gölgesinden biraz çıkıp kendi müziklerini yapabilecekleri ve umarım kabul görecekleri bir albümdür. My Chemical Romance gibi gayet kolpa bir grup bunu yaptıysa CB'nin de yapması dileğimiz, temennimizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i217.photobucket.com/albums/cc15/xCBSPx/Cinema%20Bizarre/IMG_6942.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 348px; height: 245px;" src="http://i217.photobucket.com/albums/cc15/xCBSPx/Cinema%20Bizarre/IMG_6942.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Şu şirinliğe bak yahu yirim ben sizi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6624375441648258253?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6624375441648258253/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6624375441648258253&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6624375441648258253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6624375441648258253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/02/ah-bu-arklarn-gz-kr-olsun.html' title='ah bu şarkıların gözü kör olsun'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i217.photobucket.com/albums/cc15/xCBSPx/Cinema%20Bizarre/th_IMG_6942.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3018294172264448502</id><published>2008-02-25T02:30:00.002+02:00</published><updated>2008-02-25T02:37:32.000+02:00</updated><title type='text'>küçük şeyler - 3</title><content type='html'>Groupie olmaya eğilimliyim galiba. Pişkolocik sorunlarım var, gerçekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani hiçbir şeyi beğenmiyorum ya göya, bazen neleri beğendiğime ben de şaşırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu salak detayı sözlüğe yazmayı denedim, bir başlık uyduramadım. Biliyorum ki benden başka seven var bunu, var ulan. Tek seven ben olamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şudur; bir konserde vokalist/frontman aynı zamanda enstruman (tercihen gitar) da çalıyorsa, performans sırasında kendi kısmını çalar, bitirir ve pena tuttuğu elini mikrofona götürür. Pena tutan parmakları diğerlerinden ayıraraktan, eğretice kavrar mikrofonu. Tercihen ve bazen, sağda/solda duran seyircilere döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o tribin bütünüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yapan eleman hangi grubun mensubu olursa olsun, isterse feci bir müzik yapsın, o andan itibaren ben onun hastasıyımdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3018294172264448502?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3018294172264448502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3018294172264448502&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3018294172264448502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3018294172264448502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/02/kk-eyler-3.html' title='küçük şeyler - 3'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-1057000367401230066</id><published>2008-02-19T23:22:00.003+02:00</published><updated>2008-02-20T00:45:34.781+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bir tarihte demişim ki,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Her şeye rağmen anlatmak, ifade etmek mi; ifadenin "olgunlaşmasını" beklemek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Konuşabiliyor olmak böyle özel, böyle şerefliyken, durup fırtınaların dinmesini, taşların yerine oturmasını beklemek de bir yol, bir tercih. Çoğu zaman, paylaşmak ve olgunlaşmak arasında bir tercih. Paylaşılarak küçülen şeyleri kimselere vermeyip yerinde tutmak, biriktirmek, ve yakmak, ve yanmak, ve pişmek, ve sertleşmek bir olgunlaşma ise zaman zaman bencil davranmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten "paylaştıkça hafifleme" tespiti, ancak kişinin kendi zaviyesinden bakıldığında doğrudur; ağırlığın dağıtılması sebebiyle kişi yükünden kısmen kurtulmuş fakat toplam ağırlık aynı kalmıştır &lt;/span&gt;[kütlenin korunumu varsa bunun da bir çeşit korunumu olmalı. Fizik bilmek mi demiştik?]&lt;span style="font-style: italic;"&gt;. Birikenlerin yanmasını beklemek, pişmekten daha çok acı ve sabır istese de, dağılmış parçaların her birinin yok olmasını beklemekten daha imkansız değildir. En zorlayıcı tarafı ise, yanmadan önce taşınabilecek ağırlık miktarıdır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-1057000367401230066?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/1057000367401230066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=1057000367401230066&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1057000367401230066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1057000367401230066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/02/bir-tarihte-demiim-ki-her-eye-ramen.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-9214915281190242622</id><published>2008-02-18T03:03:00.002+02:00</published><updated>2008-02-18T03:36:33.291+02:00</updated><title type='text'>bunu bana neden yaptın</title><content type='html'>diye sormak istediğim zaman, aynısını birilerinin de bana sormak istiyor olabileceğini düşünürüm. sonra da onların kim olabileceğini. sonra da kimseyi bulamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bulamıyor olmak, bu kimselerin yokluğuna delil değil. fakat, yeterince sert olunduğunda, inandırıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üzmek yerine üzülmek. kırmak yerine kırılmayı tercih etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- tam bir loser gibi yazmışsın&lt;br /&gt;- biliyorum&lt;br /&gt;- gerek yoktu&lt;br /&gt;- farkındayım&lt;br /&gt;- faydası da yok&lt;br /&gt;- zaten benim de niçin yazdığım hakkında fikrim yok. bir çeşit rehabilitasyon olabilir mi?&lt;br /&gt;- yine de onaylamıyorum.&lt;br /&gt;- sen bilirsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-9214915281190242622?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/9214915281190242622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=9214915281190242622&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/9214915281190242622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/9214915281190242622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/02/bunu-bana-neden-yaptn.html' title='bunu bana neden yaptın'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-1439564587510154397</id><published>2008-02-05T23:58:00.001+02:00</published><updated>2008-02-18T03:36:06.913+02:00</updated><title type='text'>ben demiştim</title><content type='html'>The Bucket List diye bir film gördüm, çok hatırlanacak cinsten bir şey değil.&lt;br /&gt;İnsan hayatının, dostluğun önemi ve paranın önemsizliği, daha doğrusu mutlu olmak ve mutlu etmek için kullanılmayan zenginliğin önemsizliğini vurgulayan romantik bir film bu. Hakkında yazmamın sebebi, başında "anlatıcı"nın söylediği birtakım cümleler. Tam metnini bulamadım, ama şöyle bir şeylerdi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...kimileri insan hayatının değerini hafızalarda bıraktığı izle ölçer, kimileri yaptığı işlerle..."&lt;br /&gt;"Edward Cole, hayatının son altı ayını son derece güzel/dolu geçirdi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hayatının değeri ile alakalı &lt;a href="http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/11/hafza-birimi-cinsinden-hayatn-kymeti.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; konuşmuşum, iki ay kadar önce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde buna benzer bir cümleyi görünce saçma salak bir gururlanma hissetmedim, derhal, böyle filmlerin kimler için çekildiğini düşündüm. Mesela, filmin afişinde orijinal adının bulunmuyor olması bir veri sayılırdı. Dağıtımcının görüşü deyip geçsek de, hedef kitle açısından bir fikir verdi bana. Yani işte, romantik komedi seyircisi filmi diye etiketlemekten çekinmeyeceğim bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemayla iştigali romantik komedi seviyesinde olan seyirci hakkında basitçe "düz adam" tanımlaması da yapılabilir ama biraz daha geniş düşünülürse "orta-üst entelektüel seviye" de bunlara dahil edilebilir. Yani düz adama düz adam diyenler. Yani birileri dümdüz yaşayıp hayat standartlarını dünya standardı bellerken, o birilerini düz adam olarak sınıflandırıp etiketleyenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bu adamlar beğensin diye film yapmış olan zihniyet, bu filme böyle bir cümle koyuyorsa, bununla bir şeyler hedefliyor demektir. Bu cümleyle o adamın his dünyasında bir yerlere dokunacağını düşünüyordur mesela, ya da küçük bir ihtimalle bu tarz lafları gerçekten içinden gelerek, bir keşif neticesi yazmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben o yazıyı yazarken bir keşif ve idrak içindeydim. Bir şeyler düşünüp neticesinde bunu buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka tarihte de taraf olmak, &lt;a href="http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/10/uzaktan.html"&gt;taraf seçmek&lt;/a&gt; hakkında yazmışım. Bundan bir zaman sonra da "Düşünmek, taraf olmaktır." sloganıyla gazete çıktı. Bu gazetenin hedeflenen okur kitlesini düşünüyorum mesela, yine aklıma orta üst entelektüel seviye, yani "düz adama düz adam diyenler" geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani ben mütemadiyen bir şeyler bulduğumu sanıp not ediyorum, sonra onları ortalama fikir manipülatörlerinin elinde kullanılırken görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikir ve his dünyam hakkında ciddi endişelerim var o gün bugündür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-1439564587510154397?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/1439564587510154397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=1439564587510154397&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1439564587510154397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1439564587510154397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/02/ben-demitim.html' title='ben demiştim'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-7798658670781583461</id><published>2008-02-02T16:50:00.000+02:00</published><updated>2008-02-02T17:06:04.077+02:00</updated><title type='text'>küçük şeyler - 2</title><content type='html'>Bu defa pencereden gelen rutubet kokusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutubet kokusu da çeşit çeşittir; nemli duvarların çürüttüğü kumaş kokusuna karışan rutubet kokusu, bodrum katlarının yeteri kadar yapılmayan dip bucak temizliği yüzünden oluşan rutubet kokusu mesela. Bir de, denizi olan şehirlerin apartman diplerinde, arka taraflarda ve çıkmaz sokaklarında deniz kokulu, ama yosun ve iyot kokmayan, eski eşya aromalı fakat kirli olmayan bir koku vardır. Benim bahsettiğim, şimdi tam da arka tarafa bakan penceremden gelen bu koku.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koku hafızası, koku hatıraları çok kuvvetlidir, pek de gizemlidir. Bir kokunun gözler önüne getirdikleri, hatıra barındıran hemen her nesneden/durumdan canlıdır. Bu koku da bana, çocukluğumun en güzel zamanlarının bir toplamını, bir kolajını getirir. En güzel zamanlar dediğim, bir yaz hatırası, iki yıllık okul tatili gibi bir zaman dilimi değil; mutlu olduğum her anın bir toplamı gibi.  Yeni alınan bir kazak, bir çift ayakkabının gerçek bir sevinç getirdiği, gönlümüzü aydınlattığı zamanlar. Sahip olduklarımızın bize sahip olmadığı, bizim onlara bildiğimiz ve anladığımız gibi, istediğimiz gibi sahip olduğumuz zamanlar bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla huzurla içime çekemediğim yaz akşamı kokusunun alacağı olsun, rutubetli apartman dibi kokusu, huzur vermemiş de olsa mutluluğu hatırlatıyor işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-7798658670781583461?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/7798658670781583461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=7798658670781583461&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7798658670781583461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7798658670781583461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/02/kk-eyler-2.html' title='küçük şeyler - 2'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8743622307517326551</id><published>2008-01-27T23:31:00.000+02:00</published><updated>2008-01-28T03:36:09.656+02:00</updated><title type='text'>tam buradayım</title><content type='html'>Yine bir iyi ki doğdum günü, bu defa 25 oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayılara takılacak değilim, "çeyrek asrı devirdik görüyor musun Fikri..." fakat şaka maka çeyrek asrı devirmişiz. Ne olacaksa asır devirmekle, merak ediyorum saman gibi geçmiş bir asrı devirsen ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira asla "yaşlarım"a alışabilmiş değilim, "ben 17 yaşındayken" diye hatırlamıyorum hadiseleri, hesaplayarak yaşla bağdaştırıyorum sonra. Hele 21'den sonra daha bir garip, mesela 23 çok büyükken ne ara 23 oldum, 24'ken nasıl bir 24 oldum; ya da insan nasıl bir 22 olmalıdır bilmiyorum. 30 güzel ama bak, nasıl bir 30 olabilir insan, bu konuda fikrim var, 27 hakkında da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 saatlik gün bazen insanın vücut saatine uymaz ya, vücut saati günü kendine göre başlar ve bitirir. Bunun gibi insan da yaşına göre değil yaşadığına göre büyüyormuş. Bazı seneler yaprak kımıldamazken bazı sene içinde 2-3 yıl birden atlayabiliyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yaşında, sanırım bildiğim, kendim tecrübe ettiğim ilk ciddi şeyi öğrendim, daha doğrusu keşfettim; insanların duyguları, düşünceleri sürekli değildir, ne sana, ne bana, ne kimseye karşı. Ağaç bile bıraktığın gibi durmuyor, o mu duracak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 yaşındayken bir gün, okula bisikletle gittiğim günlerden bir gün, bisikletle dönerken, boş yolda, "hayat hep böyle zor mu?" dediğimi hatırlıyorum. Fakat o gün ne olduğunu asla hatırlamıyorum, bayılırmışım böyle koca koca laflar etmeye, yazmışım da üstelik bunu bir yerlere. Bundan sonra büyük laflar etmemeyi öğrenmeliydim, öğrenemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 yaşında, her teneffüste tuvalete beraber gidip saçını başını düzeltecek birisiyle çift halinde gezmiyor olmanın bir eksiklik olmadığını öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 yaşında, anlatılanla anlaşılanın aynı olmayabileceğini öğrendim. Kendini anlatmak, kendini doğru ifade diye bir şey varmış, öyle gelişine olmuyormuş. Adamı şey sanıyorlar sonra maazallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 yaşındayken duyduğum en güzel şey, bir arkadaşın söylediği "gecenin en karanlık olduğu zaman, sabah olmasına en yakın zamandır." sözüydü. 16 yaşında, herkes bir anda giderse neler olacağını öğrendim. Bu yüzden bi daha yemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yaş 16, kız denen yaşam formunun ağır adımlarla, zerafet içinde yürüyen, rüzgarı parfüm kokan, genç kız ve pop müzik dergileri biriktiren bir şey olmasa da olabileceğini öğrendim. Hiphopçı tipi kız vaa, metalcisi vaa, kabadayısı vaa, arabeskçi alamancı vaa, vaa oğlu vaa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 yaşında son derece yavşak ve zevzek birtakım ilişkilere birinci dereceden şahit olarak yazıldığımdan "nalet olsun erkek denen şeyle başka bir şey yapılmıyor mu ulan" deyip varoluşuma isyan ettim, bu sebepten uzun yıllar potansiyel sevgililerin ensesine tokat, kulağına fiske attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"En iyi arkadaş, ihtiyacın olduğunda hiç yanında olmayan şeydir." - 17 yaş. Üstelik bunu kullandım kaç sene sonra, onaylayan bile çıktı. Doğru öğrenmişim demek ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşında soyutlanmayı öğrendim. Bilfiil içinde olduğum her şeyin aynı zamanda dışında olmayı becerebildim ki, istemediğim anılar pek siliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 yaşında işler ne kadar "messed up" olursa olsun, o "mess"i paşa paşa temizleyeceğimi öğrendim. Hem de en başından başlayarak. Birine gidip, "burayı çok karıştırdım ben, yardıma ihtiyacım var" demenin bir faydası olmayacağını öğrendim, ve birisi "bak bu defa seni kurtarıyorum ama bir daha bu kadar karıştırma" deseydi bunu öğrenemeyecektim. Bazı tecrübeler olması gerektiğinden pahalıya mal oluyorsa o insanın kendi salaklığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman iyi ki öğrenmişim, bu yüzden "yardım isteme güdüsü"m güdük kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 yaş, hiç bitmez denen biter, asla olmaz denen olur. Olabilir, öğrenmek lazım bunu. Şaşkınlık, bir "dönem" adıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 yaşında, birilerinin gelip birilerinin gittiğini farkettim, düne kadar hiç tanımadığın birisiyle bugün neler konuşuyor olduğuma şaşırdım. İnsan, arkadaş falan, ne çok yakınında durulası, ne çok uzağında olunası bir şey. Güvenli bir mesafede durulursa, çok da sevilesi bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve dönüp bir bakınca, sonun başlangıcı denen şey doğruymuş, olabilirmiş, onu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine 23, olan biten, insanın üzerinden su gibi akıp gidebilirmiş. Taşın üzerinden akan su gibi ama, odunun değil. Su odunu çürütür ama taşı sadece aşındırır, içine işlemez. Her sabah, temiz bir dimağ, hınçsız-hırssız bir zihinle, bomboş uyanılır, bazı günler de bir tortu hissedilebilir, "bu ne ola ki" denebilirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufacık bir söz insanın kalbine kalbine gelir, titretirmiş; insanın hayatını değiştirebilecek başka şeyler, gönlünün ucuna bile değmez, bir kıpırtıya bile sebep olmazmış - buna bir isim koyamadım ama bunu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 yaşına kadar, "niyet insanı kurtarır" sanırdım, kurtarmadığını öğrendim. Ne niyet, ne emek. İyi niyetler de, verilen emek de sırası geldiğinde orada bırakılıp gidilmeli. Mümkün mertebe çabuk, olay yerinden uzaklaşmalı, uzaklaşılırken de unutmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine 24, baya, bildiğin kadınım ben yahu - bunu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seneye de bekleriz, hatırlayıp kutlayanlara, bilhassa bu yaşımın en güzel hediyesi Elif Ece'ye teşekkür ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8743622307517326551?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/8743622307517326551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=8743622307517326551&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8743622307517326551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8743622307517326551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/01/tam-buradaym.html' title='tam buradayım'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-2896137870194429346</id><published>2008-01-18T02:24:00.000+02:00</published><updated>2008-01-18T02:59:34.624+02:00</updated><title type='text'>çizgi oyunu</title><content type='html'>Doğru, tek boyutlu, iki yönde sonsuz uzunlukta noktalar kümesi. Dümdüz bir çizgi ile ifade edilir, uzayda tek boyutludur, zamandaki durumunu bilmeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrularla dolu bir uzayda her bir doğru-çizgi, başka doğru-çizgilerle kesişmiştir vaktiyle. Fakat doğru-çizgi, tarifi gereği, bir başka çizgiyi sadece bir defa keser. Sonra, bir daha asla görüşmemek, kesişmemek üzere ayrılırlar. Her bir çizginin bedeni kesiklerle doludur; kesilen çizgi, bir başkasını kesmiş, öyle ki, kim kimi daha çok kesti muhasebesi yapmak imkansız hale gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirini kesmeyen çizgiler, paralel olanlar. Asla buluşmayacak, asla kesişmeyecekler. Ya da birbirlerinin üzerinde kaybolmuşlar - asla ayrılmayacaklar. Paralel çizgilerin garip durumu da bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her hayat bir çizgi olsa, ve uzay-zaman'dan sadece zamanda bir boyut sahibi olmayı seçmiş. Uzayda boyutsuz, ve hareketsiz. Çünkü aynı kişi, aynı gözler, aynı hayat, aynı hisler - neredeyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki çizgi, hem de hayat çizgisi, "doğru" değil. Dosdoğru bir hayat çizgisi demek, heyecanları, inişleri, çıkışları, hataları olmayan hayatlar demek. Halbuki, hayat çizgisi ağaç dalları gibi tasvir edilmeli. Ama çatallanmayan ağaç dalları gibi, "asla hepsine birden sahip olamazsın"lı, keskin köşeli, tercihlerin izleriyle şekillenmiş olmalı. Hem uzayda, hem zamanda, kişi dalga dalga çünkü; aynı kişi de olsa, aynı değil, hiçbir an, fikri, duruşu, zihni, aynı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem ağaç dalı çizgiler daha çok kesilse de, daha çok kesse de, yine, yeniden aynı çizgiyi kesebilir. Kesmeyebilir de. Ağaç dalları, yan yana, koyun koyuna ilerleyebilir, paralel olabilirler, tabii olmayabilirler de. Ve paralel ağaç dalları, hep paralel kalabilir, ve tabii asla kesişmemek üzere ayrılabilirler de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede, eğri büğrü çizgilerdir işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-2896137870194429346?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/2896137870194429346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=2896137870194429346&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2896137870194429346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2896137870194429346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/01/izgi-oyunu.html' title='çizgi oyunu'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8577241422297132578</id><published>2008-01-14T21:38:00.000+02:00</published><updated>2008-01-14T22:18:37.635+02:00</updated><title type='text'>sizi unuttuğuma şaşmamalı</title><content type='html'>Çok da meraklı sayılmam, ama merak ettiğim, öğrenmek istediğim şeyler oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ansiklopediden kitaptan öğrenilmeyen şeylerden bahsediyorum. Zaten onları "merak"sız öğrendiğimizden, hani motivimiz merak olduğunda "bilgi" küçümseniyor gibi olduğundan, o tarz meraka "öğrenme isteği" deniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak, dedikoduya, söylenmeyene, "özel"e, saklanana duyulan şeydir, öyle biliriz. Ben de şimdi farkettim, "merak ettiğim şeyler var" derken kitapta yazanları değil daha "beşeri" mevzuları öğrenme isteğini kastettiğimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle bir şeyi öğrenmek için sorular sorarım ben. Çünkü bunları öğrenmenin en doğru yolu alakalı kişiye sormaktır. Ama genelde öyle yapılmaz. Mesela, davranışlar takip edilir, vücut diline bakılır, dolaylı sorular karşısında verilen cevaplar analiz edilir, tuzaklar kurulur; yani değişik şartlar oluşturularak deneğin bu şartlar altındaki davranışı incelenir. Tuzak dediğim bu. Çünkü doğrudan sorarsak merakımızın ayıplanacağını düşünürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaylı yollar istemsiz davranışları/sözleri getireceğinden, belki muhatabın cevap vermek istemediği sorudan kaçmasını, cevabın saptırılmış olmasını engelleyip doğrudan sonuca ulaşmayı sağlayabilir. "Dolaylı" yollarla "doğrudan" bir sonuca ulaşmayı, ulaşma ihtimalini anlatarak şahane bir hava yakaladım mesela şu an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bu dolaylı sorular, yapay şartlar ile alınan cevapların yorumlanışı çoğunlukla fiyaskodur. İnsanın kendi bile çok zaman ne düşündüğünden, daha doğrusu neyi niçin, ne düşünerek yaptığından emin değilken bütün bunlardan doğru neticeler çıkarabilmek zordur. Dahası, bu bilgilerin doğruluğunun tespiti imkansızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre en güzeli, alınacak cevabın geçiştirme, saptırma, doğru, yanlış olma ihtimallerini de gözeterek, yine de, doğrudan sormaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle durumlarda, zor sorular karşısında, cevap vermek istemediği sorular karşısında, şık manevralarla hem yeteri kadar bilgi içermeyen cevaplar vermek, hem de bunu farkettirmeden konuyu başka yönlere çekmek bir yetenek olmalı. Bir zaman sonra hatırlarım çünkü, "sordum tabii, sordum bunu. ne demişti?" Hiçbir şey dememiştir, ben de o şahane manevrayı böyle sonradan farkederim. Bana sorulsa böyle bir soru, en fazla, "söylemek istemiyorum" derim. Zaten pek de saklanacak bir şeyim olmaz, sorulunca söylemeyeceğim neyim var şimdi onu düşündüm mesela, yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabı aldığımı ve doğru olduğunu varsayıyorum. O zaman da şöyle bir durum doğuyor; bu cevabın geçerlilik süresi. Malum zamanlar, düzenler, fikirler, cevaplar sürekli değişir. Bugün doğru olan yarın "belki", bir başka gün yine doğru, ya da, bu defa yanlıştır. O kadar değişiklik olur mu peki? Neden olmasın, olmasa canımız bu kadar yanar mıydı, peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul dörtteydim sanırım, o vakitler çok yakın olduklarını bildiğim iki arkadaşımdan biri bana -sanırım- en yakın arkadaşı olarak beni gördüğünü söylemişti. Çok emin değilim hadisenin detaylarından, iki sevgiliden birinin gelip bana ilan-ı aşk etmesi gibi bir şeydi işte, şaşırmıştım, dün aynı şeyleri ona söylemişti belki, bugün bana söyledi. Yarın yine ona söyleyecek. Ya da, bir başkasına. İki sene sonra bunu hatırladığımda şöyle düşünmüştüm: "O zaman söylediklerine bakarak şimdi onun yanında olsam, olmaz, değil mi? O zaman, o zamandı, şimdi başka". Dahası, bunda garip bir şey yoktu. Bu, soğuk ve katı bir farkındalıktı, ya da "farkediş". Bu farkındalığın da daha sonra tedirginlikten başka bir faydası olmadı. Farkında olmak, değişmesinden endişe duyduğum şeylerin bir gün değişmiş olduğunu daha kolay kabullememi sağladı, fakat, daha kolay atlatmama pek yardımcı olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de -hala- sorular soruyorum, cevapların değişeceğini bile bile, değişmeyeceği ihtimalini de bilerek; sözler duyuyorum, unutmak üzere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8577241422297132578?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/8577241422297132578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=8577241422297132578&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8577241422297132578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8577241422297132578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/01/sizi-unuttuuma-amamal.html' title='sizi unuttuğuma şaşmamalı'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-2947124697387138025</id><published>2008-01-07T02:50:00.001+02:00</published><updated>2008-01-07T02:50:57.527+02:00</updated><title type='text'>şiir üzerine</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Aptalca sözler, aptalca, aptalca incitici sözler." diyordu Mrs. Bowles, "İnsanlar neden insanları incitmek ister? Dünyada yeterince incitecek şey yokmuş gibi, insanlara böyle zırıltılarla eziyet etmek zorunda mısınız?"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-2947124697387138025?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/2947124697387138025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=2947124697387138025&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2947124697387138025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2947124697387138025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/01/iir-zerine_07.html' title='şiir üzerine'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-4893098725413206991</id><published>2008-01-01T05:15:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T05:22:40.291+02:00</updated><title type='text'>mukadderat</title><content type='html'>"vayamunakoyyim, neler yapıyorlar" diyorsun, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşıyorsun, neler biriktirmiş adam, nasıl bir imbikten geçirmiş biriktirdiklerini de bunları çıkarmış ortaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler yazmış, yazdırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu mu dersin? Yok canım, bir ezük teranesidir gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutsuz mu dersin? Yok canım, hele bir dene sormayı, nasıl da çekinmeden acıtıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-4893098725413206991?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/4893098725413206991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=4893098725413206991&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4893098725413206991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4893098725413206991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2008/01/mukadderat.html' title='mukadderat'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8498739212552749951</id><published>2007-12-31T00:26:00.000+02:00</published><updated>2007-12-31T00:29:31.859+02:00</updated><title type='text'>bugünlük</title><content type='html'>Galiba ilk defa, gerçekten dinlemek istemiştim. Haklı çıkarmaya, iyi hissettirmeye çalışmadan, sadece dinlemek istedim. Huzur verebilir miyim bilmem, ama huzurla dinleyebilirdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8498739212552749951?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/8498739212552749951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=8498739212552749951&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8498739212552749951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8498739212552749951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/12/bugnlk.html' title='bugünlük'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-5223048090592482535</id><published>2007-12-25T18:41:00.000+02:00</published><updated>2007-12-31T00:04:23.879+02:00</updated><title type='text'>mimli post</title><content type='html'>Garip bir çekingenlikle, bir yerlerden aparttığım bu soruları cevaplayacağım şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekiniyorum. Kendimi, üzerime vazife olmayan bir işe karışmış gibi hissediyorum; bana sorulmamış, sorulduğunu ispat edemeyeceğim soruları alıp, bana sorulmuş, benimmiş gibi cevaplamaya kalkıyorum. Cevaplarımın belki kimseyi ilgilendirmediği bir konuda sorulmuş soruları, ilk defa bir günah işliyor gibi ikiyüzlü bir çekingenlikle buraya ekliyorum. Sebebini sanırım cevapları yazdıktan sonra belirteceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1-) Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- Geç saatlere kadar uyanık kaldığım, ama gün aydınlanmadan yattığım zamanlardan birinde yine saçma sapan bir şeye kafayı takmış, internetin derinliklerinde salak ve saplantılı bir seyahate çıkmıştım. Hiç durmadığım için aramaktan yorulduğumu da farketmemiştim, aradığım şeye çok yaklaştığımı &lt;a href="http://www.mindsay.com"&gt;mindsay&lt;/a&gt; denen bir yerde keşfettim. Son derece mantıksız bir şekilde ifade ettiğim maceranın bu bölümü gerçekten de çok belirsiz, bende kokuya benzer bir duyguya tekabül ediyor ve bu yüzden pek tarif edemiyorum. İşte bu mindsay altında blogger'a göre daha basit, bana göre çok kullanışlı bloglar barındıran bir yerdi. Community olarak beş para etmezdi, ayrı. Ama yine de bu ilk blogumu çok sevdim ben, kişisel "publishing" olarak çok aktif olduğum bir dönem olmasa da bu blogu açtığım tarihi alabilirim sanırım; 25 ocak 2004. Düzenli post'lar ise ekim 2004te başlamış. Anlatmak isteyip dinletemediğim bir zamanlar blog yazmak çok işimi görmüştü, dağlara taşlara bağırmak gibi. Sonraları, defterlere yazdığım, aklımın köşesinde biriktirdiğim şeyleri blog denen yere yazarsam daha derli toplu durur diye düşündüğümden, yazmaya devam ettim.&lt;a href="http://www.mindsay.com"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; 2-) Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Yazdıklarımın belli bir çizgide değil ama belli bir "biçim"de olmasını gözetiyorum. Çizgiden kastedilen nedir anlayamadım ama ben biçim derken neyi kastettiğimi anlatayım:  geniş zamanlı şeyler yazmaya, cevabını bulamadığım soruların etrafını kazmaya çalışıyorum. Edilgen cümleler kurmaya gayret ediyor, uzay-zamandaki bütün "ben"leri ilgilendiren şeylerle iştigal etmeye çalışıyorum. Bir çeşit topluma oynuyorum, o toplumun tarihini, gelişimini, yaşadıklarını irdelemeye filan çalışıyorum. İçimden geldiği gibi yazıyorum diyemem, hayır. Bazı şeylerin birikmesini, gelişmesini, olgunlaşmasını bekliyorum yazmadan önce. Yazılmaya hazır olunca o haber veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; 3-) Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Gün içinde "blogum geldi" gibi bir alarmım yok, hemmen acilen bir şeyler karalamam gerekirse onları defterime ya da bir text editöre yazıyorum. Uçuşan cümleleri blog yazısı yapmıyorum bir zamandır, ama tekrar yapabilirim de. Bir şeyden feragat etmeme gerek kalmıyor, uykudan, bazen.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;4-) Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;--Artan bir bekleyiş olduğunu, daha doğrusu blogum için bir bekleyişin olduğunu sanmıyorum. Çoğunlukla kendim yazıyorum, kendim okuyorum. Beni okuyanlara seslenmek, onlarla hasbihal etmek, bazı konularda fikirlerini almak ya da sorularımı onlara sormak, beraber düşünmek gibi sosyal amaçlarım yok. Bilakis, yazdıklarımın çoğu tartışılmaz ve "dediğim dedik"tir. Zaten bir süredir üzerinde düşünüyor olduğumdan, yazdığım &lt;span style="font-style: italic;"&gt;genellikle&lt;/span&gt; o konudaki son fikrimdir. Bunun üzerine "iyi güzel diyorsun da paşam, şunu nasıl çözeceksin o vakit" diyeni dövesim gelir.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;5-) Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;--Mümkün mertebe uzun bir süre. Burada bir çeşit tarih, bir bilinç yazıyorum ve işe yaraması için uzun süreli olması daha iyi olur. Uzay-zamandaki "ben"ler var ya, onlar bir toplum mesela, bir küçük toplum modeli. Tabii ki insanın kendinden toplum olmaz; ya da bütün o fikirlerinin her birini içinde yaşayan bir "kişilik" gibi görmesi sağlıklı olmaz ammaa dün-bugün-yarın sürecek dertlerimiz var. Önce kendimi kurtarayım, dünyayı sonra sevgiye boyarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden blog yazdığımı, ne zaman bırakacağımı elbette biliyorum, ve bunları kendime söylememin bir faydası yok. Bir zaman sonra açıp okuduğumda da benim için bir şey ifade etmeyecek, yani gerçekten, "birileri okusun" diye cevaplandı bu sorular. "Kimse okumasa da olur" iddiası olan bir blog için ironik bir post oldu, bir çeşit başkaldırış mesela: "blog kendini artık okutmak istiyor!" Neyse ki sanatçı ruhlu falan değilim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pur.divit.org"&gt;Pur&lt;/a&gt; beni mimlemiş, ama pur'un blogunda artık o mim yok. Çünkü ben ona, blogumun bir communitynin parçası olmasını sevmediğimi, insanların önüne çıkıp kendini okutmasını istemediğimi, zihnimin kıvrımlarından dökülen ıvır zıvırı öyle herkesin önüne kolay kolay atmayacağımı söyledim. Dahası, bunun yeni insanlarla tanışmak için hiç de iyi bir fikir olmadığını düşündüğümü de söyledim. Bütün bu mimler, bu bağlantılar ve birbirine bağlanmışların kendilerini ifade şekilleri, "haydi bloggerlar halay çekelim" organizasyonları başımı döndürüyor dedim. O da mimi kaldıracağını söyledi. Halbuki ben bunları mimi kaldırsın, beni oyunlarından çıkarsınlar diye söylememiştim. Oyun oynamasını bilmeyen bir çocuğum ben, bu yüzden de hiç başkalarıyla oynamam. Bir anda, bir sürü çocuğun dünyasının içinde kendi dünyamın parçalarını kaybederim diye korkarım ama, oynamamı isterlerse reddedemem. Anlatmaya çalışırım ama kavgacı ve laf ebesi olduğum için "anlaşmak"ta da çok iyi değilim. O yüzden, çıkardılar beni oyundan, ama ben bir oyun daha öğrenmiş oldum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-5223048090592482535?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/5223048090592482535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=5223048090592482535&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5223048090592482535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5223048090592482535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/12/mimli-post.html' title='mimli post'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8276467852753765827</id><published>2007-12-05T19:56:00.000+02:00</published><updated>2007-12-05T20:11:37.514+02:00</updated><title type='text'>küçük şeyler</title><content type='html'>Küçük şeyler insanı diye bir prototip çıktı. Daha çok yaygın değiller ama kendilerini gizliyorlar sanırım, kabullenilme aşamasındalar. Yakında şu "çılgın", "deli", "cadı"lar gibi afişe edecekler kendilerini fakat biraz zamana ihtiyaçları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı üstünde, küçük şeyleri seviyorlar. Nasıl desem, "Onun adı Damelie Poulain, yağmurdan sonra çıkan sümüklü böcekleri, tırnağının kenarındaki etleri ve yeni açılmış meyve suyu kutusunu bardağa boşaltırken çıkan sesi seviyor." tarzı, genellikle şirin ve zararsız insanlar. "Aaa evet lan" diyebileceğiniz onlarca şeyi sıralayıverirler, günlük hayatın detaylarına olan saygıları sebebiyle alkış toplarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de sevdiğim öyle küçük şeyler var ama, bir ortama girip "Merhaba, ben Denemeci Paşa, servis tabağında kalmış bıçak izlerini severim bebek!" demek de hiç aklıma gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela şeyi severim ben; konserlerde şarkı arasında mekana seyirci uğultusu hakimdir, grup şarkıya -bazen uzunca- bir giriş yapar ama kalabalık bu şarkının ne olduğunu bi süre anlamaz, anladığında, özellikle de hit bi şarkıysa uğultu deli gibi yükselir, alkışlar ıslıklara karışır, heyecan coşku falan tavan yapmıştır. İşte onu severim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8276467852753765827?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/8276467852753765827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=8276467852753765827&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8276467852753765827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8276467852753765827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/12/kk-eyler.html' title='küçük şeyler'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-7236991717573017326</id><published>2007-12-03T11:05:00.000+02:00</published><updated>2007-12-10T10:06:39.945+02:00</updated><title type='text'>ezüklerin efendisi</title><content type='html'>Şu hayatta "ezük" görünmem gerektiğini birisi en başta söylemiş olsaydı, onu herhalde dinlemezdim. Zaten bu yüzden "genç" ya da "toy"uzdur. Söz dinlemeyip her şeyi başımıza gelmesini bekleyerek öğrendiğimiz için. Yani tecrübe ettiğimiz, bir başka deyişle "deneyimlemeyi" tercih ettiğimiz için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben de, söz dinlemez bir genç ve söz dinlemez bir ukala olduğum için; dahası, sosyal hayatta ukala olmanın ezik olmaya göre daha "feasible" olduğunu düşündüğüm için yoluma "just the way i am" olarak devam ettim. Ve bugün dişlerimi fırçalarken bir şey keşfettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan gerçekte neye sahip olursa olsun, kendisinin gerçekten bir ezik olduğuna, zavallı bir hayatı olduğuna, duygusal olarak incinmiş olduğuna başkalarını inandırırsa daha az engellenir. Daha az engellenmek, aslında zayıf bir tanımlama. Normal şartlarda -alamayacağınızı bildiğiniz için- istemeye bile cesaret edemeyeceğiniz şeylere sadece "ezük" görünerek, sahip olabilir. İmkanları sağlayabilecek olanlar, -sadece zavallı olduğunuz için- sizi mutlu etmeye çalışırlar, bir çeşit "denge" kurmaya çalışırlar, fırsat eşitliği sağladıklarına inanırlar; bu, üniversite sınavlarındaki ek puan uygulamasının sosyal hayattaki karşılığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojiden -ya da psikolojiden- anlayanlar belki daha iyi bilirler ama, halk oylaması ve jürili yarışmalarda, o hafta jürinin "ezdiği" yarışmacının oylarının yükselmesi de bu "mazlumu koruma" tavrıyla ilgili olabilir. Oy kullanan seyircinin elinde, birisine bir imkanı sağlama kudreti vardır ve tercihini mazlumdan yana kullanır. Benimkisi ispatsız bir gözlem, belki de basitçe, bir atış. Yanlışsam düzeltilsin. Fakat eğer yanlış olsaydım bunun tam tersi durumların çalışmıyor olması gerekirdi. Mesela uzun boyluların da korunması, iri yarı olanların da kolayca mazlum olabilmesi, zengin çocukların daha çok şefkatle muamele edilmesi gerekirdi ("zengin çocuklar öğretmenlerinden ve müdürlerinden hep şefkat görür zaten" diyenler, ezük görünerek kazanabileceklerini asla anlamayacaklar bu arada.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu hayatta, akıllıca davranmadığımı düşündüğüm bir sürü konu var. Çenemi tutmayı bile yeni yeni öğreniyorum. Ayrıca, sadece öyle istediğim için yaptığım ve doğru olmadığını bildiğim şeyler de var. Saçma sapan bir güç takıntısına sahip olmak gibi. Kimseye anlatmamak, kimseye güvenmemek, kalelerin etrafına hendekler kazmak gibi. "İyiyim" derken yalan söylediğimi bilmek, buna alışmaya çalışmak gibi. İlişkileri kurarken bir gün çekip gittiklerinde neler götürebileceklerini hesaplamak gibi. Halbuki bu kadar "güçlü" olmaya kimsenin gücü yetmez, ve böyle görünmenin de kimseye faydası yoktur. Her işini kendi yapabiliyor olmak zaten bir illüzyondur. Bir de üstüne başkalarını buna inandırmak hayatı zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-7236991717573017326?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/7236991717573017326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=7236991717573017326&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7236991717573017326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/7236991717573017326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/12/ezklerin-efendisi.html' title='ezüklerin efendisi'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6638445971551614079</id><published>2007-11-21T10:31:00.000+02:00</published><updated>2007-11-26T09:54:04.358+02:00</updated><title type='text'>hafıza birimi cinsinden hayatın kıymeti</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Dünden önceki gün olmalı, çünkü pazartesiydi. Her sabahki gibi, yine üsküdar-beşiktaş motorunda, bu defa dışarda, "boğazın serin suları"na bakıyordum. Ona deniz denmeli mi bilmiyorum, boğazın serin suları işte. Serin ve gri bir sabahta şahane bir yeşil rengi olan, bazen serin, gri ve yalnız bir sabahta dümdüz olan, aydınlık sabahlarda masmavi, her sabah, ıssız, su-lar. Haritada bakıldığında ufacık, ama içinde kaybolunacak kadar büyük ve derin sular. Bir noktasına gözleri dikip o noktada kaybolmayı düşünürken gerçekten kaybolabileceğim sular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metaforunu seveyim, öyle değil de gerçekten kaybolsaydım mesela orada, ya da, o sırada birisi motordan düşüverseydi sulara? Suyun görebildiğimiz bir yerinde, bir noktada, kaybolsaydı, ne olurdu? Bir motor dolusu insanın gözünün önünde bir trajedi olurdu. Muhtemelen tanımadığı bir sürü insan, onun kayboluşuna şahit olmuş olurdu. Onun için üzülürlerdi, çünkü tanımasalar da o bir insandı. Onu sevmeseler de onun için üzülürlerdi. Çünkü bir insan hayatının yokoluşu, başka insanlar için üzücü bir şeydir. Tanıdık bir hayatın yokoluşu ise, insanlar için daha üzücü bir şeydir. Yokolan, o hayatın aynı zamanda kendi hayatlarıyla da kesişmiş kısmıdır. Tanıdık bir insanın ölümüyle, insan, kendi hayatından ve tarihinden bir parçayı da kaybetmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu adam, bir motor dolusu tanımadığı insanın önünde değil de bir motor dolusu tanıdığı insanın önünde suyun bir noktasında kaybolsaydı, o insanlar hem bir trajediye hem de hayatlarının bir bölümünün yokoluşuna şahit olacaklardı. Bu, sadece haberi almaktan biraz daha kuvvetli bir anı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki durumda da insanlar üzülüyor, şahit olanlar, tanıyanlar, tanımayanlar, duyanlar, bilenler, bir hayatın yokoluşuna üzülürler. Yeraldığı bütün hayatlar, bulunduğu hatıralar ve dokunduğu tarihler artık eksiktir. O kişi, bu evrenden ve yer edindiği hafızalardan bir şeyler eksiltmiştir. ve bunun yerine, insanlar üzülür. Ne kadar çok kişi tanıdıysa, o kadar çok kişi üzülür. Ne kadar çok kişi üzüldüyse, adeta o kadar çok değerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsan kıymeti", ölçülebilir bir şey midir bilmiyorum. Bir hayata değer biçilmeli midir bunu da bilmiyorum. Kimsenin hayatı kimseden kıymetli değildir diye bilinse de, öyle olmadığını, en azından öyle hissetmediğimizi herkes bilir. Birisi öldüğünde de benim aklıma ilk olarak bu gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sabah, bir motor dolusu insanın önünde, suyun görebildiğim bir noktasında kaybolsaydım insanlar ne hissederdi bunu merak ettim. Gözlerinin önünde bir hayatın bitişi karşısında etkilenir, belki üzülürlerdi, ama hayat yine de onlar için devam ederdi. Pek azı da bunu ertesi günü düşünüyor olurdu. Düşünüp düşünmemeleri ya da üzülüp üzülmemelerinin de bana bir katkısı olmazdı ama, bu "sosyal" ölümlerin bir çeşit dinamiği olmalıydı; ölen tarafta, seyreden tarafta bir karşılığı olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sabah ben bunları düşünürken, bir gece önce üsküdar-beşiktaş motorundan atlayan birisinin varlığından da haberim yoktu. Akşama doğru öğrendim, buna şahit olan bir motor dolusu insanın da pek azı bundan haberdar olabilmişti. Haberdar olabilenlerin elindense bir şey gelmemişti. Ve tanıyanlar dışında pek azımız bunu ertesi günü hatırlıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6638445971551614079?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6638445971551614079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6638445971551614079&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6638445971551614079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6638445971551614079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/11/hafza-birimi-cinsinden-hayatn-kymeti.html' title='hafıza birimi cinsinden hayatın kıymeti'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-5988585500647967451</id><published>2007-11-08T10:06:00.000+02:00</published><updated>2007-11-08T12:04:22.887+02:00</updated><title type='text'>televizyon seyrediyorum</title><content type='html'>mtv: top 10 at ten, mor ve ötesi. mtv türkiye ya, artık öyle. Bu Mor ve Ötesi adını ilk defa Selim'in bilgisayara topladığı abuk subuk mp3lerin arasında görmüştüm. Ne güzel ismi varmış dedim, bir iki şarkıyı dinledim, sarmadı. "Ne dandik grupmuş lan" dedim, o günden sonra da Mor ve Ötesi, adı güzel kendi dandik bir grup olarak aklımda kaldı. Ta ki, Bir Derdim Var'ı dinleyinceye kadar (sonradan orospu oldu şarkı, ama erken keşfetmişim yine de, saçma sapan gururluyum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitarist mesela, yapısı itibariyle, elindeki aletin tabiatından gelen de bir karizmaya sahiptir ya; işte o haliyle dahi durumunu kurtaramayan karizma fukarası gitaristler var. Biri Mor ve Ötesi'nin gitaristi. Gitarı tutuşunda meymenet yok be adam. Bi insan böyle mi dürtercesine enstruman çalar, böyle mi vücut dilinden noksan olur. Anlayamıyorum seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka kanalda Mirkelam'ın çıkış şarkısı, şu siyah-beyaz videosu olan. Hani koşuyor bir yandan, bir de şarkı söylüyor arada. Ne güzel yapmışlar dedim, "eskiden zerafet varmış teeey teyyy" diyesim de geldi. Tüller ardında yataklar, beyaz çarşaflar arasında "melek" yüzler, siyah "masumiyet" makyajlı gözler, tüylerine kadar seçebildiğim kadın sırtı görmekten tiksinmişim. Aşk denince, özlem denince, "gittin gelmedin acı çektim kahroldum" diye mızmızlanan heriflerle ürpermiş sırt tüyleri gözümü alan narin tenli kadınlar klişesinden bunalmışım. Mustafa Sandal'ın kaslı olmadığı günlerde Türkçe pop sanki bir bambaşkaydı, o zamanlar Beyoğlu'na kravatsız çıkılıyordu ama yine de bambaşkaydı... (değil mi mirim?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karizma fukarası dedim de aklıma geldi. Tan Sağtürk'lü coffee mate reklamı var ya, aha bi karizma fukarası da Tan Sağtürk. "Bir ünlü, bir ürün" diye adlandıracağım bu ultra basit ve geleneksel reklam formatında bir adet ünlü alınır, hayatında o ürünü nasıl kullandığını falan basitçe anlatır. Seyirciye de, bilmiyorum ne mesajı verilir. Yüzünü televizyonda gördüğüm birisi kullanıyor diye tercih ettiğim bir ürün olmadı, o yüzden mesaj konusunda da kafa yormasam daha iyi. Tan Sağtürk malum, dans ediyor mesleği üzre. Sonra çok yorulup "ah bir mola vereyim" diye kenara çekiliyor. Kahvesine kafimeyti karıştırıp orgazm olduktan sonra "ben kahvemi kafimeytli içiyorum" diyor ki yanaklarındaki tatlı pembeliğin sebebi karıştırılmasın, bizzat kafimeytten bilinsin. Şimdi al bu plot'ı bir başka ünlü ile yap, hatta o da dansçı olsun ama bu kadar mı kolpa olunur arkadaş? Yaptığın dansın hiçbir özelliği yok Tan Sağtürk, her tarafından basitlik, klişelik akıyor. Attıramadın mı iki afili figür, bulamadın mı daha güzel bir müzik? Yürüyüşün karizmadan yoksun, duruşun sanatçı duruşu değil. O sert hareketlerin, o yumuşacık kahve tadına gitmemiş. O yandan yandan bakışların, kahveyi nasıl sevdiğini tarif edişin beni koşarak kafimeyt almaya göndermedi Tan Sağtürk. Sayende kafimeyt ezik bi ürün oldu gözümde. Bu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka kanalda, "alıcam kırbacı vurucam beline keh keh" diyen çocuk vardı. Türk sinemasının sezercikten ahmetçik'e bütün sinir bozucu karakterlerini içeren bu filmin adı "Öksüzler"miş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kanalda bir altın takı tokmak markası sponsorluğunda aşklı, acılı, hafifinden entrikalı dizi, prime-time'da zappinge çıkmaya korkar oldum. Televizyon seyretmeyi bırakmak isabet olmuş, televizyonu çok seyrettiğim zamanlar Hülya Avşar hamileydi. Kızı diyorlar bir tosuncuk, ben görmeyeli piyasaya o çıkmış (zaplaya zaplaya magazin pirogramlarının arsasına geldim).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Mor ve Ötesi, bu defa Uyan. Uyan'ın bir animasyon videosu var, Rus yapımı olduğunu duymuştum bir yerden. Aynı dönemde &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0376968/"&gt;Dönüş&lt;/a&gt; diye Rus yapımı bir film seyretmiştim, aklıma hep o gelir. Bir de TRT2'de pazarları Pazar Konseri döneminde bazen yakalayabildiğim garip animasyonlar. Hani çizgifilmlerin komik olması gerektiğini düşündüğümüz zamanlar. Hele bir tanesi vardı, hikayesi yoktu ama o çizgileri görsem bugün, kesin hatırlarım (gerçekten pis bir hafızam vardır) .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter Mor ve ötesi, "şirket mirket anlamam" deyu deyu çığırıp plazalarda klip çekmişsiniz. Plaza insanı zombiler yapmışsınız kara kara gözleri var, zombi zombi yürüyorlar koridorlarda. İroni de olmamış, hiciv de olmamış. Dikkatimizi çekmeye çalıştığınız "gerçekler", sizi dinleyen bebelerin üniversite hayallerinin sonunda gelebilecekleri en iyi noktayı gösteriyor. Onlar bir gün plaza insanı olduğunda siz de Erkin Koray gibi nostaljik birer kahraman olmaya mı oynuyorsunuz bilmiyorum, bilemiyorum. Kötü mizansenin hoş görülecek başka bir tarafını bulamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük sevgiliniz hakkında başka bir gün konuşalım. Yoruldum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-5988585500647967451?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/5988585500647967451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=5988585500647967451&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5988585500647967451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5988585500647967451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/11/televizyon-seyrediyorum.html' title='televizyon seyrediyorum'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-4437483867752935600</id><published>2007-11-03T14:06:00.000+02:00</published><updated>2007-11-03T14:13:56.628+02:00</updated><title type='text'>anlamsız yazı</title><content type='html'>Birkaç zaman önce falımda "bu aralar elektronik alet edevattan yana hiç şansınız yok, bi süre ellemeyin böyle şeyleri"gibi bir şey çıkmış olsaydı, şu an fala inanıyor, falsız kalmıyor olurdum.&lt;br /&gt;Peki benim falımda ne çıkıyor? Acayip yollar, uçurumlar, halay çeken insanlar, kimliği belirsiz bilgeler... Küçükken birkaç defa gördüğüm, aklımdan çıkmayan bir rüyayı hatırladım şimdi. o ara pek sık görmüştüm, kaç defa olduğunu hatırlamıyorum. Hatta resmini de yapmıştım, belki biraz da o yüzden hala hatırlıyorum. El ele tutuşmuş çocuklar... çocuk halayı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyada "deja vu" diye bir şey var mı acaba, bir bilene sormak lazım. Ben aynı rüyayı defalarca gördüğümü söylüyorum mesela, ama, bakalım gerçekte öyle mi? Dün gece bir tane daha gördüm böyle deja vu rüyası. Bu defa rüya tıpatıp aynı değildi ama, daha önce gittiğim bir mekana tekrar gidiyordum. Yine aynı yollardan geçiyorum. Mekan şimdi daha bakımlı, düzenlenmiş filan. "Daha önce de rüyamda görmüştüm burayı bak, böyle değildi" diyorum. Tabii az buçuk aymışım artık rüya olduğuna. Yine de hala karanlıktan korkuyorum. "Şimdi bir fener olsa elimde", birileri ışıkları yakıyor. "Hayır hayır cep telefonu", elimde bir cep telefonu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken de karanlıktan korkardım. Bir de, hep kaçıp kovalamalı rüyalar görürdüm. Sonraları alıştım tabii, yanımdakilere "Tamam, bekleyelim burda. Bu bi rüya, her seferinde böyle oluyor ama korkmayın, şu taraftan gidelim" der oldum. Karanlıktan korkmamak için de, her gün karanlık odaya girip, biraz daha fazla içeri girerek, "bak, korkacak bir şey yok" dedim. Sonra korkmaz oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu çalışmayan cep telefonları, fotoğraf makinası, dvd writer, para yiyen atmler gibi şeyler; dağ-taş-karanlık-oda temalı deja vu rüyalar, geçmişten gelen acayip karakterler, garip sosyal durumlar yüzünden "sandalye? sandalye işte bühühü..." diye ağlayıverecek haldeyim. Sahilde oturup denize bakasım, ağlayıp ağlayıp yazasım var. Duygularımı ifade edecek görkemli kelimelerim yok, dahası, görkemli duygularım da yok. Hepsi defalarca yaşanmış, defalarca yazılmış, özelliği olmayan şeyler. Peki özelliği olmalı mı, onu da bilmiyorum. Duygu işte, his dünyası... Hislenir hislenir durulursun. Bir film seyret geçer... Yeteri kadar beklersen, durduk yere de geçer. Öylece durasım da var ama, biliyorum ki "yönetmenim" bırakmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- napıyosun şimdi, triplere mi girdin?&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- girdin girdin. ne düşünüyosun?&lt;br /&gt;- unuttum.&lt;br /&gt;- demek ki bişey düşünmüyomuşsun. napıyosun peki öyle durup?&lt;br /&gt;- ya sen sorana kadar düşünüyodum. unuttum şimdi.&lt;br /&gt;- ne var ki düşüncek? var mı bi çaresi?&lt;br /&gt;- yok ama atmaya çalışıyorum böyle, gözden geçirip. anladın mı?&lt;br /&gt;- iyi tamam devam et. kaç dakka olmuş?&lt;br /&gt;- huff bilmiyorum. bakmıcam.&lt;br /&gt;- peki.&lt;br /&gt;- 10 dakka.&lt;br /&gt;- oohooo daha ne kadar oturcan burda, canım sıkıldı benim.&lt;br /&gt;- benim de.&lt;br /&gt;- hani düşünüyodun?&lt;br /&gt;- sayende düşünemiyorum içine ettin.&lt;br /&gt;- ya bişey demiyorum ben, düşün hadi.&lt;br /&gt;- düşünemiyorum, bulutumu dağıttın...&lt;br /&gt;- iyi o zaman gidiyorum ben.&lt;br /&gt;- gitme.&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- dur ben de geliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-4437483867752935600?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/4437483867752935600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=4437483867752935600&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4437483867752935600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4437483867752935600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/11/anlamsz-yaz.html' title='anlamsız yazı'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-449593329975014905</id><published>2007-10-26T09:46:00.000+03:00</published><updated>2007-10-26T09:50:12.526+03:00</updated><title type='text'>daral</title><content type='html'>Analitik zekamı seveyim, ağız tadıyla ağlayıp patlayamıyorum.Şöyle içli içli, ya da, bağıra çağıra, boğazımı tıkayan, göğsüme oturan neyse onu defedemiyorum.Çünkü bir "sebep" olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mu? Yoksa şu mu? Ya o, bütün sebep o olabilir mi? Yok o olamaz, o zaman şunu da düşünürdüm. Halbuki umurumda değil,demek ki sebep "o" değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne o zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sebep bile bulamıyorsun, otur buna ağla.&lt;br /&gt;Hayır bunun için yeterince üzgün değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çare bu mu, onu da bilmiyorum.&lt;br /&gt;Bak şimdi...&lt;br /&gt;Çare buysa, yap o zaman!&lt;br /&gt;Olmuyor.&lt;br /&gt;Çarenin bu olduğunu nerden biliyorum, belki de değil. Ne peki?&lt;br /&gt;Düşün...&lt;br /&gt;Hayır düşünme!&lt;br /&gt;Düşün, ama düşünme. Bırak aksın.Üzen şeyler düşün.Hayır karışma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol bitti, sebepsizce ağlayamadık.&lt;br /&gt;Sebep ararken sebepsiz kaldık.&lt;br /&gt;Dipsiz kuyularda ipsiz kaldık.&lt;br /&gt;Terkedildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Analitik paranoyamı seveyim, belki de en başından beri yanlış yoldayız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-449593329975014905?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/449593329975014905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=449593329975014905&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/449593329975014905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/449593329975014905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/10/daral.html' title='daral'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-8666727775647668687</id><published>2007-10-23T14:14:00.000+03:00</published><updated>2007-11-01T19:09:26.919+02:00</updated><title type='text'>bu da benden olsun</title><content type='html'>Bazen tanıdığım herkes, bir anda aklıma geliyor. Sanki bütün iyi niyetleri ve savaş baltalarıyla zihnime doğru hareketleniyorlar, üşüşüyorlar. Hayır, iyi niyet nankörü "aramayın beni, yalnız kalmak istiyorum anladınız mı" insanlarından değilim; bilakis, arayanım soranım pek kıt olduğundan, nolursa olsun böyle "gerçek" bir hamleyi kırarak geri çevirmem. Beni yoranlar, muhtabım olmayan hamleler. Benim zihnimin, tanıdıklar kılığına girmişleri ordusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniler, sil baştanlar lazım galiba, yorulmuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin komik tarafı, "yoran" durumdan, "üzen" durumdan kurtulmak için gerekli şeyin de "yorucu" veya "üzücü" olması. Silerken baştan, baştan yazarken daha az yoruluyor olmayacağım . Ama biliyorum ki "başka dünyalar mümkün". Yani nasıl? Sahip olduğun çevreye, ve belki bulunduğun hiçbir yere "değmeyen" başka bir dünya, başka bir küçük evren, başka bir tanıdıklar/dostlar halkası, mümkün. "Nereye gidersen git, kendini götürürsün yanında"cılar için hemen belirteyim, bu bir "hayat çok kötü, nefret ediyorum bu insanlardan, iğreniyorum dünyanın yapmacıklğından, fakdısistım oh yeah!" hareketi değildir. Bu bir aydınlanma, bir dönüm noktası tarifidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldaşlar!&lt;br /&gt;Başka türlüsü mümkün.&lt;br /&gt;Size hiç değmemiş, ortak bir mekanı, ortak bir şahsı bile içermeyen, aynı sokakta bile yürümemiş olduğunuz bambaşka bir hayat, bambaşka hayatlar, başka çemberler var. Akvaryum suyunu değiştirmek, damarlarındaki kanı yenisiyle değiştirmek gibi, giydiğin hayatı çıkarmak, değiştirmek, mümkün. Her dakika yapalım diye değil, fakat, nefes alamadığınız bir zaman, görebilesiniz diye orada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse neden bu kırgınlıklar, neden bu kızgınlıklar, bu takıntılar? O kadar mı "unique" sahip olunanlar, o kadar mı benzersiz, o kadar mı bulunmaz? "İhtimaller denizi"nde, başka bir paralel evrende, hepsinin bir "substitute"u olmalı. Bu hayatı inşa etmek zaman aldı, emek verildi ama, bu onu vazgeçilemez yapmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü "an"ın değeri sonsuz, çünkü bir an, hiçbir mahkumiyete değmez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-8666727775647668687?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/8666727775647668687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=8666727775647668687&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8666727775647668687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/8666727775647668687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/10/bu-da-benden-olsun.html' title='bu da benden olsun'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-1296023941059513947</id><published>2007-10-05T01:18:00.000+03:00</published><updated>2007-10-05T01:33:31.660+03:00</updated><title type='text'>uzaktan</title><content type='html'>Bir tepki vermek istiyorum, öylece durmak işime gelmiyor, ikrardan gelen sükût gibi oluyor. Yakıştıramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepki vermek son derece insanî bir şey, insanlar, hani, duyguları var, bunlar da tepki vermelerine sebep olur. Böyle basit bir şey. İnsandan insana, duygudan duyguya, geçmişten geçmişe de farkeder, ama bir tepki vardır. Olmaması, insan-üstü, insan-altı, insan-dışı bir şeylere işaret. "Cool" mu olunuyor, karizmatik mi olunuyor bilmiyorum ki, ne oluyor öylece tepkisiz durunca? Bir çeşit bilgelik gösterisi mi, "şöyle yapsan böyle olur onu yapsan da böyle olur" diye düşünmek, düşünmediği halde de "tepki vermeyeyim ki bir duruşum olsun"culuk yapmak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eli kolu bağlayan durumlar var, hani verilen tepki bir yere gidecek, o yerin yolları da olmadık yerlere çıkacak. Ne gerek var? Verilecek tepkiler listesi var mesela duruma göre, hepsinin gideceği yerler az çok belli, tecrübeyle neredeyse sabit. Götüreceği yerin en "stratejik" olduğu tepki seçilip "verilir". Peki bu insanî oldu mu şimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepki vermek, vermemek; yolları hesaplamak ya da hesaplamamak; insanî olan ve olmayan arasında kalmak var. İnsanî olana karar veren konumunda olmak da bir başka yazının ruh hastalığı olsun, buradan görünen iki boyutta karar verilebildiğini varsayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepki, en nihayeti bir "tavır"ı belirtir, taraf seçmektir. Bir nevi köşeye sıkıştırır, yorar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-1296023941059513947?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/1296023941059513947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=1296023941059513947&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1296023941059513947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1296023941059513947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/10/uzaktan.html' title='uzaktan'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-586893312258252656</id><published>2007-10-02T13:17:00.000+03:00</published><updated>2007-10-02T13:20:29.624+03:00</updated><title type='text'>why are women so unhappy?</title><content type='html'>"Does this mean that there are some people who are happy? What is that like? I do not know if I am happy. There are people I envy for various reasons, but I do not know if they are happy either. How do we know when we are happy? Is the only alternative unhappy?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(anonymous comment)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-586893312258252656?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/586893312258252656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=586893312258252656&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/586893312258252656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/586893312258252656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/10/why-are-women-so-unhappy.html' title='why are women so unhappy?'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-2287134156942423184</id><published>2007-09-28T09:25:00.000+03:00</published><updated>2007-09-28T09:36:48.707+03:00</updated><title type='text'>ucuz adam</title><content type='html'>Muhatap, her dakika bulunmayan, bulunduğunda da ziyan edilmeyecek kadar kıymetli bir şey, bana göre. "Söz"ün muhatabı, özlemin muhatabı var; bir de, muhatap olmaya talip olan var. Aramadan gelen, gönüllü, istekli muhatap bir başka kıymetli, ve anlıyorum ki o zaman, ben de onun için kıymetliyim. Bende talip olduğu her ne ise, ona bunu layıkıyla vermeliyim. Bu sebepten, davete icabet ve sohbete iştirak etmek, rica edileni ciddiye almak önemsediğim şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat işler, nasıl derler, "çift yönlü" değildir. Yani, muhatap tarafında, çoklukla öyle değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhatap, şahsından bağımsız olarak, muhatap kimliğiyle, sorulmadan söylenene, çağrılmadan gelene, özletmeden arayana kıymet vermez. Muhataplığı zayıflar o zaman, muhatap olmayıverir. Hem çok kıymetli, hem kıymet vermeye gelmez bir "olgu"dur. Muhatabın isteğini yerine getirmekle beraber, istemesini de beklemek lazım gelir herhalde. İstemeyi beklemek için de, sabırlı olmak lazım gelir. Kendisine kıymet vermek ve bunu hissettirmemek, muhatabın talebini canlı tutmakta esastır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa gözünde ucuz adam olur çıkarsın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-2287134156942423184?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/2287134156942423184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=2287134156942423184&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2287134156942423184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2287134156942423184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/09/ucuz-adam.html' title='ucuz adam'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-400725961373145026</id><published>2007-09-24T10:21:00.000+03:00</published><updated>2007-09-24T10:23:59.075+03:00</updated><title type='text'>her şeyin başı sağlık</title><content type='html'>'Yeteneklerinin farkında olan bireylerin, yaşamın normal stresleriyle baş edebilmesi, üretken olması ve içinde bulunduğu topluma katkıda bulunması'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl ve ruh sağlığının tanımıymış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-400725961373145026?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/400725961373145026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=400725961373145026&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/400725961373145026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/400725961373145026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/09/her-eyin-ba-salk.html' title='her şeyin başı sağlık'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6490135557018829334</id><published>2007-09-17T09:18:00.000+03:00</published><updated>2007-09-17T09:32:50.023+03:00</updated><title type='text'>trip atana ne yapılır</title><content type='html'>Şimdi bana 50lerinde bir adam gelip "nedir bu trip dediğiniz şey?" diye sorsa, ona "trip"i nasıl tarif edeceğimi düşünüyorum. Hemen her gün kullandığım, çok kişinin de anladığı ve kullandığı, aslında argo bir kelime; trip. Tahmin ediyorum 30 sene önce yoktu, ve bu yüzden şu anda 50lerinde olan adam bunu anlamakta zorlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvela, "bu bir çeşit davranış." demeli, tanımaya/tanımlamaya buradan başlamalı. Bu bir çeşit davranış, çok güzel. Peki ne çeşit bir davranış? Pek normal değil sanki. Dikkat çekici? Evet, dikkat çekici ve bazen dikkat çekmeye yönelik bir çeşit davranıştır, trip. Her şartta dikkat çeker çünkü. Dikkat çeker ve tanımlar, müzisyen tribi, doktor tribi, orta yaş tribi (yoksa krizi miydi o?) gibi. Tanımlayan tripler, genellikle kasten yapılmaz, tribiyle kendini ele veren kişinin "triplerde" olduğunu söyleyemeyiz. "Triplerde" olmak, dikkat çekmek amacıyla dikkat çekici bu tip davranışlarda bulunmaktır. Amacına ulaşır, ve en kolay uygulaması, tepkilerin abartılması suretiyle olur. Bir duruma haddinden fazla tepki gösteren kişi, eğer herhangi bir hassasiyeti ya da hastalığı yoksa, bu durumdan faydalanarak ilgi ve dikkat çekmek ister. İlgi gösterilirse, sakinleşir; ve bağlı olarak, ilgi gösterildiği halde sakinleşmiyorsa istediği ilgi değil, yanlış giden şeyin düzeltilmesidir. Bu demektir ki, her tepki yerinde değildir, her aşırı tepki de trip değildir.&lt;br /&gt;Peki, verilen "abartılmış tepki"yi trip olarak teşhis etmek nasıl mümkün olabilir? Sinir bozucu dikkat çekme çabasıyla nasıl başa çıkılır? Görmezden gelmek çözüm müdür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasında, gerçek bir tepki ile abartılmış tribal bir tepkiyi ayırt etmenin en garanti yolu kişinin kendisini tanımak, bilmektir. Şöyle bir soru sormak mesela, "bu kişi benden ilgi istiyor olabilir mi?" ve şu, "ona ilgi göstermemi niçin istesin?". Bunlara cevap verildikten sonra kişiye kulak verip gerçek derdini öğrenmek de lazım gelir. Bu, hadisenin boyutu ile tepkiyi kıyaslama, mümkünse kişinin bilinen hassasiyetleri ile değerlendirip haklı bir tepkiyi "trip"ten ayırmaya yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında, her tür tepkiyi "trip" olarak nitelendirenlere tepki vermek lüzumsuzdur, zira sebep olduğu kızgınlığı/kırgınlığı anlayabilecek türden birisi değildir, muhtemelen trip çekmekten yalama olmuştur. Yarası vardır, kendisini şefkatle okşamak, sakinleştirmek gerekebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6490135557018829334?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6490135557018829334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6490135557018829334&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6490135557018829334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6490135557018829334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/09/trip-atana-ne-yaplr.html' title='trip atana ne yapılır'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-5957577834524678248</id><published>2007-09-06T09:46:00.000+03:00</published><updated>2007-09-06T09:52:56.177+03:00</updated><title type='text'>giden-ler-den</title><content type='html'>İşe erken gidiyorum diye sevindiğin "değişiklik" günü, hani biraz kahvaltı yapmaya da karar vermişsin, gereksiz bir tartışma, tansiyon. Yine evden çıkışın aynı saati buluyor. Aynı yollarda gereksiz bir trafik, neyse sanki, herkesin canı bir sıkkın. Burnunu kitaptan kaldırdığında olduğunu düşündüğün yerden çok geridesin. Otobüs şoförü "bayanlar baylar, son durak" diyor ama son durağı olmaması gereken bir hattasın, herkes inmiş, tam da kitapta "işimi ve karımı aynı gün kaybediyordum. ne gündü ama" okumaktasın. Kollektif bilince en az ihtiyacımız olduğu şu günde, kollektif bir karın ağrısıyla gidecek yer düşünmektesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmeyi bırak, konuşmak dahi zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor bir gün olacak gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-5957577834524678248?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/5957577834524678248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=5957577834524678248&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5957577834524678248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5957577834524678248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/09/giden-ler-den.html' title='giden-ler-den'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-1218354128401413000</id><published>2007-08-30T15:40:00.001+03:00</published><updated>2007-09-13T12:57:12.915+03:00</updated><title type='text'>pharmatonla bir hafta</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_7KaOW7EZXGQ/RukHhPHohJI/AAAAAAAAAAM/m376-uJHD1o/s1600-h/pharmaton.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109623519804163218" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_7KaOW7EZXGQ/RukHhPHohJI/AAAAAAAAAAM/m376-uJHD1o/s320/pharmaton.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yorgunluğa son veren mucizevi multivitamin Pharmaton, yine, yeniden, bir performans devrinde, en yakın eczanede. Evvelden kullanıp pek bir faydasını görmediğim ginsengini sevdiğimin Pharmaton'una, kabahati düzensiz kullanışıma bularak yeni bir şans veriyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk haftanın sonunda, konsantrasyon ve performansta bir artış yaşanmadı. Uyku düzeni her zamanki gibi, enerji pıtırcığı olunmadı. Bunun yanında serotonin üretimini azaltmasından dolayı görülmesi beklenen depresyon eğilimi de görülmedi. Ha bi haftada depresyona girilmez desen o da doğru.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse ya, Pharmaton etkisini bir haftada göstermeyen karizmatik bir şeydir diyorum geçiyorum ben buna. Yoksa hiçbir faydası yok anam babam, bir tek aç karnına içilmiyor, kafi miktarda yemeden içersen feci mide bulantısı yapıyor. Budur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-1218354128401413000?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/1218354128401413000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=1218354128401413000&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1218354128401413000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1218354128401413000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/08/pharmatonla-bir-hafta.html' title='pharmatonla bir hafta'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_7KaOW7EZXGQ/RukHhPHohJI/AAAAAAAAAAM/m376-uJHD1o/s72-c/pharmaton.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3581251718884553684</id><published>2007-08-26T14:09:00.000+03:00</published><updated>2007-08-28T12:46:56.645+03:00</updated><title type='text'>biz eskiden F1 seyrederdik</title><content type='html'>Büyük yarışa 49 dakika...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi -ya da bir saat önce- birisi bir biletle çıkıp gelseydi ve bu bilet bir F1 Türkiye GP bileti olsaydı, ve ana tribünden olsaydı, bilmiyorum gider miydim. Hani her şey hallolmuş, gidiş midiş dönüş, fakat bir yarışı bu kadar içindeyken bu kadar "dışından" takip etmek işime gelmezdi herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F1, pek de seyirci sporu değil. Hani, "Arabalar pistte vız vız dönüyor sen de bakıyorsun, bilmem ne anlıyorsun?" diyenlere verilecek pek bir cevabım yok ama "Arabalar önünden hayvan hızla geçip gidiyor, ne kadarını görebileceksin ki orada seyretmek istersin" diyeceklere verilecek cevabım, "haklısın" olur. Zira genellikle seyirci tribünleri güvenlik sebebiyle pistten oldukça uzağa konur, ve en yavaş geçilen noktalarda ve maksimum görüş alanı gözetilerek yerleştirilmiş olmalarına rağmen yine de pek az şey görülür. Atlanılan bir başka nokta da bu pistlerin çoğunda, seyirci tribünlerinin görebileceği yerlerde, yarışın takibine imkan veren büyük ekranlar olduğudur.  Yani aynı zamanda televizyon görüntülerini ve sıralamayı da takip etmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, madem televizyondaki görüntüleri ve ilaveten uzaktan geçen birkaç arabayı göreceksek orada olmanın esprisi nedir? Cevap veriyorum, hiç... Zaten F1 organizatörlerinin bile önemsemediği bir güruhtur seyirci. Verdiği para piste gider, Bernie ve takımlar televizyon gelirlerini paylaşır. Bu sebepten, pist sahibinin sunduğu imkanların muhatabıdır seyirci. F1'de çoğu alana da giremediğinden, para harcadığı merchandise alanı hariç pek az yere girebilir. F1'i pistte adam gibi seyretmenin tek yolu pit alanlarını görmek, padokta -ve dolayısıyla- pistte her alanda gezebilmek, yarış seansları arasında garajlara yapılan gezilere katılabilmek, yani Padok Club biletlerine sahip olmaktır.  O da yarış başı 2000Euro gibi bir parayı gözden çıkarmak manasına geliyordu en son. Yakın zamanda neler oldu bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde, bir yarış günü pistte olmak için hiçbir sebep yok, ve fakat, herhangi bir piste bir kere ayak basmış, o kokuyu almış biri için bunların da bir anlamı yok. Böyleyken böyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3581251718884553684?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3581251718884553684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3581251718884553684&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3581251718884553684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3581251718884553684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/08/biz-eskiden-f1-seyrederdik.html' title='biz eskiden F1 seyrederdik'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6828520119526107303</id><published>2007-08-14T12:29:00.000+03:00</published><updated>2007-08-14T12:32:47.591+03:00</updated><title type='text'>yazmak istiyorum, devrik cümlelerle...</title><content type='html'>Kaynağı nedir acaba o hurafenin, "devrik cümlelerle yazarsan çocuğum, daha bir duygulu, daha bir derin olursun" diyenin... İstedikleri nedir acaba devrik cümlelerle yazanların, "akasya ağaçları vardı çocukluğumda, uzun uzadıya" diye ifade edenlerin. En basit cümleler, farklı mı görünüyordu acaba cümleler devrik olduğunda? Derin mi duruyordu duygular, öznesi sona saklandığında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah cezamızı verecek ama dur bakalım ne zaman...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6828520119526107303?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6828520119526107303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6828520119526107303&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6828520119526107303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6828520119526107303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/08/yazmak-istiyorum-devrik-cmlelerle.html' title='yazmak istiyorum, devrik cümlelerle...'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-2236243975425268869</id><published>2007-08-13T11:49:00.000+03:00</published><updated>2007-08-13T11:50:21.953+03:00</updated><title type='text'>bilim insanları</title><content type='html'>Gazetede bilim insanı, televizyonda bilim insanı, haberlerde onu bunu keşfeden, boyuna çalışan fedakar bilim insanları... Feministlerin haltetmesi midir, "politically correct" olabilme çabası mıdır nedir, bir "bilim insanları" geyiğidir gidiyor.Bizim bir zamanlar "bilim adamı" dediğimiz şey olsa gerek bu bilim insanı. Fakat böyle söyleyince tıpkı bir sevgi insanı, muhabbet insanı gibi; efendime söyleyeyim istasyon insanları, ve hatta "ben buyum" insanları gibi, bilim insanlarının da beraber anıldıkları iştigal konusu -yahut durum ve mekan- ile ilişkileri bizim yavşaklığımız ve yakıştırmamızın insafına kalmış oluyor -sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamı denilen şeyin bir ağırlığı vardı yahu, arkadaş hem "adam" olmuş, hem de adı "bilim" ile anılıyor... Bilim insanı ne peki? Adeta bir kanka geyiğinden, bir komşu teyze dedikodusundan alıntı: "Eh işte bizim Muharrem de bu işlere verdi kendini bilim insanı oldu artık keh keh"... Ne oldu peki "bilim adamı"na? Ya, biliyorum ben ne oldu. Bir geçiş dönemi vardı çünkü, "bilim adamları ve bilim kadınları" diye. Anlaşılan bilim ile uğraşan hanımlar kendilerine bilim adamı denmesini istemiyorlardı, "bilim camiası"ndan bahsedildiğinde kendilerinin adı ayrıca "bilim kadınları" olarak geçmez ise maazallah bilimsel çalışmalarının görmezden gelineceğini, statülerinin yok sayıldığını düşünüyorlardı. Erkek egemen bu dünyanın önemli alanlarından "bilim"e el attılar, adlarını da "bilim kadınları" olarak cümle aleme kabul ettirdiler ya, artık kimse onları görmezden gelemezdi. İşte çağlar boyu ezilmiş, horlanmış kadın, bugün bilim dünyasında kendine "adam" dedirtmeyerek baş kaldırıyor. İşte 2000li yıllar, işte kadınların milenyumu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bu "adam" kelimesinin mutlak maskülenliğine de kim karar verdiyse, tedavülden kalktı bilim adamları. Yerine cinsiyetsiz, ve de ciddiyetsiz bilim insanları geldi. Bilim insanı işte onlar, öyle uğraşıyorlar bilim filan, ellemiyoruz biz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-2236243975425268869?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/2236243975425268869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=2236243975425268869&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2236243975425268869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2236243975425268869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/08/bilim-insanlar.html' title='bilim insanları'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-5566260924420295323</id><published>2007-07-30T17:01:00.001+03:00</published><updated>2007-07-30T17:02:34.775+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çikolata istiyorum ben. Şimdi ağlayabilirim hatta. Ağlamaklıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(yazar burda diyor ki, "bıktım lan dünyayı kurtarmaktan, bu tarafa bakın, daha yakından". mesela)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-5566260924420295323?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/5566260924420295323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=5566260924420295323&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5566260924420295323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5566260924420295323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/07/ikolata-istiyorum-ben.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-3414435593132575157</id><published>2007-07-04T09:06:00.000+03:00</published><updated>2007-07-04T09:07:40.812+03:00</updated><title type='text'>resim.kayıt.</title><content type='html'>Bir de geçmişteki kendine üzülürsün işte, eski fotoğraflarda kendini görürsün; mendil satan çocuk görmüş gibi için burkulur. "Neler düşünüyordum o zamanlar" dersin, "Nelere üzülüyormuşum be!"... Neler ümit ettiğini de düşünürsün, o tarihte ümit ettiğin çok şeyin olup olmadığı bellidir artık, çoğu da olmamıştır zaten. Ona da üzülürsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraftaki sen, aradan geçen zamanda olan biteni görmemiş, daha mutlu bir sendir. En azından, mutlu olması gereken, öyle olmasını dilediğin sendir. Öyle olmayışına da üzülürsün. Üzülme... Buraya bir resim koyuyorum bak, iyiyim hem, üzülme. Daha çok üzecekler seni de, beni de. Şimdi değil. Ağlama. Tamam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-3414435593132575157?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/3414435593132575157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=3414435593132575157&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3414435593132575157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/3414435593132575157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/07/resimkayt.html' title='resim.kayıt.'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-6577735337966765902</id><published>2007-04-17T12:38:00.001+03:00</published><updated>2007-05-03T02:59:40.734+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="display: block; padding-left: 6em;"&gt;&lt;span&gt;"senin için, senin yüzünden kahve içiyorum, çayı bıraktım ben"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir "sen"i olsa insanın, uğruna daha neler bırakır dimi?&lt;br /&gt;şanslıymışsınız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-6577735337966765902?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/6577735337966765902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=6577735337966765902&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6577735337966765902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/6577735337966765902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/04/senin-iin-senin-yznden-kahve-iiyorum-ay.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-4747486587334113353</id><published>2007-04-04T15:07:00.000+03:00</published><updated>2007-04-08T15:42:02.322+03:00</updated><title type='text'>anlatmak zor</title><content type='html'>Şimdi tarifi zor bir şeyi tarif etmeyi deneyeceğim. Yazmadan evvel bunu hiç düşünmedim ki, alabildiğine rastgele bir tarif olabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimde 400gr. bir çikolata paketi var. 40 adet kareye bölünmüş, fakat bölüm yerleri öyle belirsiz ki karelerin arası kırmak için fazlasıyla kalın kalıyor (7-8mm civarı). Hele elde kalan parça ufaksa -mesela iki sırayı birbirinden ayırmaya çalışıyorsam- elimin uyguladığı kuvvet, moment yetmezliğinden o kalın bölgeyi ayıramıyor. Daha da kuvvetle başparmaklarımı bastırıyorum kırmak için, bu esnada işaret parmakları parçayı iki alt yandan tutuyor ve kalan parmaklar da zeminde duruyor. En nihayetinde çikolatanın direncini kırıp iki sırayı birbirinden ayırdığımda öyle bir kuvvet uygulamış oluyorum ki ayrılan parçalar ben ayrılmanın idrakine varıncaya kadar uzayda  -hızla- bir süre daha yol alıyor. Ne kadar? Zeminde duran parmaklarımla karşılaşıp  duruncaya kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, normal kuvvetle ayrılabilecek çikolata parçaları, -kuvvetin de az olmasından dolayı- bu idrak süresinde daha az yol alır. Çoğu zaman da zeminde duran parmaklara çarpmadan dururlar. Çarpsalar bile, yaptıkları tahribat azdır. Fakat bu, uygulanan kuvvetten başı dönmüş çılgın çikolata parçaları, ayrılma pozisyonundan dolayı yere ilk varan taraf olan kenarları ile öyle bir çarptılar ki parmaklarıma, parmak uçlarım darbe ile kızarıp ısındılar. Bense çikolata yemekten çok inada dönmüş duygularımın coşkusuyla sessizce "ananıss..." diye inledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bunu tarif edebildiysem sanırım diğerini de edebilirim. Deneyelim. Beklemediğim bir postanın haberini alıyorum, acaba nedir nedir diye eve gidip bir bakıyorum ki kaybettiğim roll sayısı büyükçe bir zarfın içinde duruyor. Daha da güzeli, içinden mektuplar çıkıyor. Mektup almayalı çok olmuştu, sonra, bu başka bir his... Bilemedim ki, şaşırdım kaldım. Alışkın değilim böyle şeylere, müdahalem olmadan gelişen güzel bir şeylere, önemsenmeye filan... Ne diyeyim, sevenleriniz önemseyenleriniz çok olsun. Bir ömür boyu düşmanlarınız çatlasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine tarif edemedim dimi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-4747486587334113353?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/4747486587334113353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=4747486587334113353&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4747486587334113353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/4747486587334113353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/04/anlatmak-zor.html' title='anlatmak zor'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-9104445985884484382</id><published>2007-03-26T11:21:00.000+03:00</published><updated>2007-04-06T12:46:58.034+03:00</updated><title type='text'>impossible is nothing</title><content type='html'>Lionel Messi ile bir adidas reklamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=CIPxC5w1tsg"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=CIPxC5w1tsg&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 Dünya Kupası'nı hiç unutmayacağız Messi. Ne kadar skinde olur bilmem ama olur da görürsün diye na buraya yazıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-9104445985884484382?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/9104445985884484382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=9104445985884484382&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/9104445985884484382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/9104445985884484382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/03/impossible-is-nothing.html' title='impossible is nothing'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-1632949752986954040</id><published>2007-03-23T09:19:00.001+02:00</published><updated>2007-04-06T11:40:09.611+03:00</updated><title type='text'>g.tten bacak modası</title><content type='html'>İstanbul'a ayak bastıktan birkaç saat sonra keşfettim ki g.tten bacak modası diye bir şey var, ve an itibariyle de epeyce takipçisi bulunuyor. Şimdi biri çıkıp desin ki, "yahu g.tten bacak dediğin bir vücut biçimi, aliye şalı (evet varmış öyle bir şey) ya da şehrazat elbisesi (o da varmış evet evet!) gibi bu mevsim giyilip sonra hatırlanmamak üzere kaldırılan bir aksesuar değil ki? G.tten bacağın modası mı olur a paşam?"; hak veririm. Fekat olan olmuş, g.tten bacak tabir ettiğimiz bedene nispetle kısa bacaklarla dolaşmak moda olmuş. Uzun bacaklı iseniz eski bacaklarınızı atmadan devamını okuyun çünkü mevcut durumunuzda kendinizi nasıl g.tü yere yakın  gösterebileceğinizi anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu topraklarda yetişen dişi ırkta neredeyse default gelen kısa bacaklara çareler üretildi yıllarca. Zira uzun bacaklara sahip olmak, bildiğimiz/öğretildiğimiz (bkz. &lt;a href="http://followthefever.blogspot.com/2007/03/zevkler-ve-renkler.html"&gt;zevkler ve renkler ezberletilir&lt;/a&gt;) beğeni ölçülerine göre ender ve matah görülen bir şeydi. Bu sebepten neredeyse her genç kızımız en bilindik hile olarak yüksek topuklu ayakkabıları pantolonların uzun paçaları altına gizledi. "boyunu kesme, aynı renk giyin" tarzı tavsiyeler tecrübeli büyüklerden devlet sırrıymışçasına yaş kemale erince aktarıldı. İşte bu g.tten bacak modası için de yapmanız gereken bunun tam tersi. Yani yayvan kalçalarınızı daha yayvan, kısa bacaklarınızı daha kısa gösterecek pantolonlar giymelisiniz ve uzun paçalarınızı bileklerin hemen üstünde bitecek şekilde kısaltmalısınız (altına bir de buram buram 80s, tercihen saçma sapan renkte bir topuklu ayakkabı giyerseniz daha bir süper olursunuz). Bir de bacaklar ve kalçalar arasındaki kontrastı vurgulamak adına paçalar alabildiğine dar, ve kısa bacak etkisini güçlendirmek için bel oldukça düşük olursa tamam demektir. Şanslısınız ki bu pantolonlar şu anda çok moda olduğu için her yerde bulunabiliyor. E bu kadar mı yani? Evet, bacakları neredeyse omzuma gelecek kadar uzun bir kızcağızı bile modaya uygun gösterebildiğine şahit oldum (gerçi beli de kalındı biraz ama o apayrı bir yazı konusu). Ziyadesiyle başarılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nerden çıktı bu g.tten bacak modası? Benim tahminim bu işin başını çeken, birkaç zamandır sinsice yükselmekte olan ve "emo" tabir ettiğimiz ibne gibin puşt gibin punk müzik yapan cenah. Şimdi popüler müzik zevkinin emo'ya evrilmesi ve etrafın emo kid'lerle dolması yine apayrı bir yazı konusu amma -hedef göstermek gibi olmasın- ben bu modayı punk'ın yeniden yükselişine ön ayak olan Greenday ve kısa bacaklarını daha da kısa göstermek için giydiği abuk subuk kıyafetler yetmezmiş gibi mütemadiyen tepesinden bakan bir fotoğraf makinesine poz veren elemanlarından vokalist hede Armstrong'a bağlıyorum. Ayrıca grubun diğer elemanları da benzer atraksiyonlar peşinde ve birbirlerinden aşağı kalmayacak derecede çirkinler; dar gömlek+ince kıravat ile destekledikleri (ve ufaktan moda olmaya başlayan) geniş omuzları&lt;br /&gt;illüzyonla daha da genişletelim derken koca kafalı ve kısa bacaklı birbirinden salak uzaylılar lsoerhesoejelrwdsfs öeh kızdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehem... Tabii koskoca bir emo kid akımını, bir g.tten bacak modasını Greenday'e ve çirkin elemanlarına yüklemek yanlış olur ama bu akımın böyle kuvvetlenmesine öncü olarak bunu bir miktar hakediyorlar. Yoksa bunlardan kurtularak bu modayı durdurmak mümkün değil, zira alem goth olmuş emo olmuş çoktan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-1632949752986954040?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/1632949752986954040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=1632949752986954040&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1632949752986954040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1632949752986954040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/03/gtten-bacak-modas.html' title='g.tten bacak modası'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-1230097234672065671</id><published>2007-03-14T12:38:00.000+02:00</published><updated>2007-03-14T12:45:43.762+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Kapağında Janis Joplin resmi olan, içinde Yann Tiersen röportajı olan roll sayımı kaybettim. Kasım olacak, bak o günden beri arıyorum, yok. 12 metrekare bir odada bir dergi 3-4 ay kayıp kalabilir mi? Bir de siyah sweatshirt üm vardı kayıptı, bak buldum onu. En son uzun uzun telefonla konuşurken sayfalarını karıştırdığımı hatırlıyorum. Yerde üstüste duran son birkaç ayın dergileri, kitapları, yazıları, CDler, boş kağıtlar - kalemler; ve de son -o- kaç ayın tortuları ile karşılıklı oturup -galiba- son uzun telefon konuşmasını yaptım da, dergiyi nereye koydum hatırlamıyorum işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili günlük, bugün de süt içtim dilim yandı. Amanın günlük, amanın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-1230097234672065671?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/1230097234672065671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=1230097234672065671&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1230097234672065671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/1230097234672065671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/03/kapanda-janis-joplin-resmi-olan-iinde.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-550717015412811013</id><published>2007-03-10T10:20:00.000+02:00</published><updated>2007-03-10T10:30:06.012+02:00</updated><title type='text'>bin kunduz bin talih</title><content type='html'>Bunu TV'de bir belgeselde görmüşler; İspanya mı bir yerde bir orman yangını çıkıyor, binbir emekle söndürülüyor filan. Yangın tamamen söndükten sonra itfaiye ekipleri yanmış ormanda keşfe çıkıyorlar, neler olmuş ne bitmiş hesabı... Yanık ağaç, kabuk, börtü, böcek arasında bir de yanmış dalgıç buluyorlar. Bildiğin dalgıç, tüpü paleti kıyafetiyle orada duruyor, yanmış. (aha burda benim ampul yanmıştı, yanmayanlar içün devam ediyorum) İtfaiyeciler başta buna bir anlam veremiyor tabii. Fakat sonra anlıyorlar ki, yangını söndürmek için denizden su taşıyan helikopterler, denizin suyuyla beraber dalgıcını da alıp yanan ormanın ortasına bırakıvermişler. Adamcağız da denizde dalarken kendini yanan ağaçların arasında buluvermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanda şans olacak yahu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-550717015412811013?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/550717015412811013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=550717015412811013&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/550717015412811013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/550717015412811013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/03/bin-kunduz-bin-talih.html' title='bin kunduz bin talih'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-2865591552516219167</id><published>2007-03-05T02:17:00.000+02:00</published><updated>2007-03-05T02:20:09.749+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>"...&lt;br /&gt;because maybe you're gonna be the one that saves me&lt;br /&gt;and after all you're my  wonderwall"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bakmamışım ben bu şarkının sözlerine zamanında.&lt;br /&gt;Çok zaman olmuş be...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-2865591552516219167?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/2865591552516219167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=2865591552516219167&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2865591552516219167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2865591552516219167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/03/blog-post.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-5024113866401870104</id><published>2007-02-22T16:31:00.000+02:00</published><updated>2007-02-22T16:32:52.198+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>"Suyun suda kayboluşu gibi, hakikati bulmak uğruna kaybolmayı göze almak... En önemli ayrımlar hep en belirsiz olanlardır."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-5024113866401870104?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/5024113866401870104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=5024113866401870104&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5024113866401870104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/5024113866401870104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/02/suyun-suda-kayboluu-gibi-hakikati.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-2331850477172908886</id><published>2007-02-16T12:09:00.000+02:00</published><updated>2007-02-16T12:12:06.980+02:00</updated><title type='text'>güzelleme</title><content type='html'>İnsan, pis varlık. Saçı, kılı, tırnağı pis; yediği çanaktan yenmez, suyu kirletir, toprağı kirletir, dışkısı pistir, kanı necistir. Eti yenmez, leşi pistir. Yaşadığı yere zarar verir, en güçlü kuvvetli predatördür, neredeyse hiçbir canlıyla uyum içinde yaşayamaz -menfaati olmadığı sürece-, kendi türü dahil. Cismi, bedeni, her türlü hayvandan ve bitkiden zararlıdır, mütemadiyen kirletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiat için zarar ziyandan başka bir şey olmayan cisminin şekline tapınan, cismi şekilsizse aklına tapınan, aklı ile kendinden başka bir şeyin menfaatini gözetmeyen, aşağılık ve adiliğe meyyal bir "yapı" işte insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu farklı yapan, "güzel" yapan iradesidir. Başka hiçbir canlı ile -menfaati dışında- beraber yaşayamamasına sebep olan da iradesi, yaşadığı yeri kirletip yaşanmaz hale getirinceye kadar aymayan da iradesi, kendinden başka bir şeyi düşünmeyen de iradesi, elinde güç olduğu vakit önünde hiçbir engel bırakmayan vicdansız iradesi, "tabu" diye bir şeyi icad edip altını gönlünce dolduran iradesi, güçlüsü kadar güçsüzünü de çirkinleştiren, ağlatıp karaktersizleştiren, dilendiren, haysiyetsiz iradesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın güçlüsünün çirkinliğini görmek kolay ama, güçsüzü de aynı ölçüde kötü ahlaklı ve dahi onursuz. Mesela, güçlünün güçsüzü sömürmesi nefret uyandırır ama güçsüzün güçlüyü sömürmeye çalışması, onursuzca ajite etmeye çalışması aptalca bir şefkat yüzünden gözden kaçırılır. "Kredi kartı borcu belimizi büktü" diyen adam adeta hiç para harcamamış, o şartnamelere imza atmamış, kendini bilmeden savura savura yiyip içmemiş de banka durduk yere varını yoğunu gaspetmeye teşebbüs etmiştir. Gecekonduları yıkılırken ağlayıp patlayan kadınlar, çaresiz bebeler ve babalar sanki milletin arazisini işgal etmemiş, terbiyesizce, yüzsüzce gelip yerleşirken başkalarını enayi yerine koymamışlardır da belediye ekipleri "dişlerinden tırnaklarından" arttırarak yaptıkları bu gariban yuvalarına habersizce dalıvermiş, ocaklarını söndürmüştür. "Hamileyim Necdet", "kimse beni anlamıyor, hayat çok boktan böhühehaha" diyen hanım kızımız sanki hiç sevişmemiştir, bu başbelası cenin adeta kaderle ortak olmuş, sırf sıkıntı olsun diye orada peyda olmuştur. 252 kiloluk zavallı adam, doğduğunda da 252 kilodur ve bu yüzden durumun önüne geçememiştir. Haberi olsa, kilosu artarken orada olsa boğazına sahip olurdu halbuki, yahut bir çare bulurdu değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sebepsiz zavallılığın ticareti, kendisi kadar midemi bulandırıyor. Güçsüzün buna alet olacak kadar cahil ve haysiyetsiz oluşu, kendini bu kadar kıymetsiz görüşü aklımı başımdan alıyor. İnsanın cismi, varlığı, iradesi, fikri, hissi, hesabı böylece içimi kaldırıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-2331850477172908886?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/2331850477172908886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=2331850477172908886&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2331850477172908886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/2331850477172908886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/02/gzelleme.html' title='güzelleme'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-117101586543946096</id><published>2007-02-09T12:06:00.000+02:00</published><updated>2007-02-09T12:11:05.456+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>"içten pazarlıklı, mızmız..."&lt;br /&gt;"konuşmayan, iletişim kurmayan"&lt;br /&gt;"kendi bildiğini yapan, kendine göre yaşayan, kendinden başkasını düşünmeyen"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer birisi hakkında böyle düşünseydim, onun neden böyle birisi olduğunu muhakkak merak ederdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki küçüklüğünden beri böyleysen yapılabilecek çok da bir şey yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-117101586543946096?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/117101586543946096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=117101586543946096&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/117101586543946096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/117101586543946096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/02/iten-pazarlkl-mzmz.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116993183322333841</id><published>2007-01-27T22:55:00.000+02:00</published><updated>2007-01-27T23:06:44.063+02:00</updated><title type='text'>seneye de bekleriz</title><content type='html'>Bir bar taburesi üstünde, -Allah babama uzun ömür versin- 24 yaşındayım. All alone - always stays the same, nothing ever changes/English summer rain seems to last for ages diyerek bu tribal girişime bir tribal grubun sözlerini ekleştiriveriyorum (üzerimde emekleri var ne de olsa, saygı duruşu). Trip atmak bile bir sanattır esasında, karşında trip atacak birilerini bulmak da. Bir de bazı kadınlar bu konuda kıskandıracak kadar şanslıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın denen varlığın tamamı, en bilindik fetiş nesnesidir zaten, çok zaman da tripleri bunun dışında tutulmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116993183322333841?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116993183322333841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116993183322333841&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116993183322333841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116993183322333841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/01/seneye-de-bekleriz.html' title='seneye de bekleriz'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116980777087343065</id><published>2007-01-26T12:30:00.000+02:00</published><updated>2007-01-26T12:36:10.886+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3938/1718/1600/843554/Scan20004_gamma.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3938/1718/320/965381/Scan20004_gamma.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3938/1718/1600/181688/Scan20002_gamma.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3938/1718/320/443618/Scan20002_gamma.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116980777087343065?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116980777087343065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116980777087343065&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116980777087343065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116980777087343065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/01/blog-post.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116959759029911755</id><published>2007-01-24T02:04:00.000+02:00</published><updated>2007-01-25T22:28:34.086+02:00</updated><title type='text'>trick or treat?</title><content type='html'>Halkın arasına karışma çabalarım hızla sürüyor sevgili milyonlarım, evvela şu Lost nam diziyi seyrederekten bir adım attım ki, benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım olduğunu belirtmeye bilmem gerek var mı. Lost ile yatar Lost ile kalkar oldum o ayrı, fekat ünlü düşünür John Locke'un da dediği gibi "every single second of my pathetic little life is as useless as that button". Hezeyanlara sürükleniyorum muntazaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu blog alemi de bir alem canım, mimlemek diye bir şey çıkarmışlar. Birisi birisini mimleyince sobelemiş oluyor, sonra da kimsenin bilmediği bir şey anlatılıyormuş. Bak sen! Şişe çevirmece vardı, şimdi şişenin ucu bana bakıyor gibi oldu. Bunun versiyonları varmış, "I never". Haha, neler de öğreniyorum. Bir de Trick or Treat vardır Halloween'de çocuklar kapıya gelip sorarlar bunu, şeker verirsiniz. Karşınıza çıkarsa haberiniz olsun diye söylüyorum milyonlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra bendeymiş, hadi bakalım bakınız nasıl karışıyorum insan arasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkımda pek kimsenin bilmediği, belki bildiği ama benim bahsetmediğim bir şey; ben bir oyuncu olmak isterdim (uuu! herkes ne kadar da şaşırdı değil mi?). Çok zaman garipsediğim bir şeydir, sadece bu bedene ve bu ruha sahip olmak. Sadece bu gözlerle görüp sadece bu kişinin bildiklerini bilmek. Halbuki ben hep bir başkasının bedeninde bulunmak, belki bir başkası gibi düşünebilmek isterim. Ruhum gezgin olsun isterim, ya da, "ben", ruhtan ruha gezsin isterim. Olup biteni hep tek gözden, tek "set" algı ile bilmek tuhaf gelir bana. Bunun aksini de oyuncu olursam yapabilirmişim gibi gelir. çünkü, eğer o karakteri bir oyuncu oynayacaksa, onu tanıması yetmez. O olması gerekir, onun içinde olması gerekir. Bu yüzden, bir süreliğine bir başkası olmak, başkasıymış gibi düşünmeye çalışmak belki bir başka ruha ve bedene sahip olmak, olduğunu zannetmek, öyleymiş gibi davranmak, oyunculukla mümkündür. Ben de bu şekilde, başkalarıymış gibi yaparak bir nevi bu tuhaf isteğimi gerçekleştirmek isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar. Kimseyi mimlemiyorum. Dağılın.&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116959759029911755?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116959759029911755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116959759029911755&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116959759029911755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116959759029911755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/01/trick-or-treat.html' title='trick or treat?'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116842645656457332</id><published>2007-01-10T12:31:00.000+02:00</published><updated>2007-01-10T15:34:54.976+02:00</updated><title type='text'>beyhude hanım</title><content type='html'>Bu kadar kalabalık bir yerde kafayı kaldırıp bakınmalı mı, yoksa her zamanki gibi baş önde "poşveeeeer" tribinde mi gezmeli? Hoş kafamı kaldırsam kime bakınacağımı bilmiyorum, galiba şu arkamda oturan iki zibidiydi. Otobüs hareket ettikten az sonra gelip bir şeyler konuştular, "burda mı açsak" gibi bir muhabbet yaptılar (şehirlerarası-şehiriçi seyahatlerde hala otobüs kullanıyorum, fakirim, avamım...). Dönüp bakmadım onlara, söylediklerini de duymadım zaten, müzik dinliyorum çünkü. Yine de çok eğlendiklerini anlayabiliyorum, film mi seyrediyorlardı artık neyse. Havamda olsam onlara katılırdım belki, bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mola halindeki kalabalıktan biraz uzakta, benzin istasyonuna biraz yakında, dönsem mi dönmesem mi... Bir bakınıyorum, şimdi birisi gelse muhtemelen şöyle bir şey olacak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-burda sigara içilmez bağyan&lt;br /&gt;-intihar komandosuyum ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlenceli olurdu herhalde. Neyse, şu iki zibidiyi hatırlarım belki biraz bakınırsam. Az evvel yanımdan geçtiler çünkü. Onlardı galiba ama, buna dair de sadece bir "his" var içimde, o kadar. Ben yukarıya çıkarken aşağı iniyorlardı, "saçları güzelmiş..." dediklerini duydum.  Eh, o sırada o yakınlarda saçları güzel bir başka kimse yoktu. Benim saçlarım güzel mi acaba? Simsiyah ve dümdüzler şu anda, uzun bir de. Benim saçlarım hiç uzun olmamıştı ve hiç düz değildi. Belki de bulup onları sormalıyım, "söyleyin ulan! nerem güzel başka? dudaklarım güzel mi?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun dudakları çok güzeldi mesela, bak, iki saattir o yüzden ağlıyorum ben. Şu aptal film yüzünden, Snatch'teki Turkish var ya.. neydi adı? O işte. Sonra hâlâ Haligh, haligh, a lie, haligh dinliyorum, birkaç parça da eski şey... Yüzüm cama dönük, elim yanağımda bir gözü yaşlı kurbağa... İki saat olmuş, uyuklamışım galiba, "it's four in the morning/the end of december/i'm writing you now just to see if you're better" diye uyanıyorum. Sonra da, Between the Bars...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç söylemedim ona Between the Bars'ı, kendime söyledim de, beğenmedim. Zaten ben şarkı da söylemezdim pek. Bir şeyler dinleyip "hislendiğim" olurdu da, ağlamazdım herhalde. Bir şarkı dinleyip sigara içmeye de başlamazdım. Kimsenin dudaklarına bakmazdım, kimsenin yüzünü de hatırlamazdım. Bu siyah, dümdüz uzun saçlı kız da ben değilim galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzleri hatırlamak da hep beyhude bir çabadır nedense...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116842645656457332?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116842645656457332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116842645656457332&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116842645656457332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116842645656457332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2007/01/beyhude-hanm.html' title='beyhude hanım'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116613075808597499</id><published>2006-12-14T23:09:00.000+02:00</published><updated>2006-12-14T23:12:38.113+02:00</updated><title type='text'>im</title><content type='html'>"Geçen hafta işte bu saatler..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam vakti olmuş, saati hatırlamıyorum. Ne güzel geçirmişim günümü sakin sakin, saate pek de bakmadan. Saatle bağlantılı iç sıkıntımı hatırlamadan, epeyce vakit de geçirmişim, hem de tek başıma. Şimdi tam dışarı çıktığımızda sırası mı, hem neden bu şarkı? Bütün hafta dinledim zaten, yeni yeni bırakıyordum, diğer şarkıları playlist'ime yeni yeni alıyordum. O mu beni bırakmadı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarda yemek yemeyi de hiç sevmem ayrıca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bir hafta, o günden sonraki ilk pazar. Hep böyle "Dün bu saatlerde...", "Yarın bu saatte..." "haftaya bu vakitler..." gibi saçma sapan takıntılarım yüzünden başıma geliyor zaten bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yarın bu saatlerde her şey belli olmuş olur"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün-bir hafta geçsin (takıntı eşiği), kendiliğinden unutuluyor hepsi, en güzeli, en kötüsü, hem önemlisi, hem önemsizi, gereklisi, gereksizi... Bu defa en zoru geçmiş sayılırdı, bir "haftadönümü" atlatılmış sayılırdı. Üstelik iyileşmiştim, yavaş yavaş kendimi "iyileştirmiştim". Hem alışmaya da çalışıyordum, o şarkıyı da dinlemez olmuştum, sormayı da bırakmıştım, konuşmayı da bırakmıştım, düşünecek başka şey bulamadığım halde düşünmeyi de bırakmıştım... Nerden çıktı ki bu şarkı? O an çok da huzursuz değildim onu duymaktan aslında, dedim ya iyileşiyorum diye. Belki bunu anlayacak kimsem olmadığı içindir o anda, böyle "anlık" şeyleri tarif etmekte zorlanırım zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hisli" adam değilim, bununla da gurur duymuyorum. Çok hislenirsem de saçmalamaya başlıyorum böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazabilecek hale gelmem biraz zaman aldı. Uzun bir zaman sayılmaz gerçi, ama olduğu kadar "izafi" bir zaman içinde, "buranın" zamanı, "kendi" zamanım ile yaşadığımı düşününce "uzun" da, "kısa" da anlamını kaybediyor. Hem her şeyi zamanla ölçmek şart değil. O da öyle söylemişti değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazabilmem biraz zaman aldı, yazmamayı da düşündüm aslında. Ama en azından şu "zaman", bir "işaret"i hakediyordu. İstemeden işaretlediğim, iyi ki işaretlediğim, keşke işaretlemeseydim dediğim onca zaman içinde bir zaman. "An" değil, bu bir zaman; ölçüsüz ve sınırları belirsiz, fakat kendi tarifli, belirli. Sormayı, yargılamayı, düşünmeyi bırakarak bir işaret koyuyorum sadece, bu defa bilinçli olarak. İşaretim, bu zamana ait bir şeyler içermeli ama ne kadar "içerikli" hazırlayabilirim onu, ne kadar yansıtabilirim kendime, hala bilmiyorum. Hala "yazacak hale" gelemedim belki, ya da fazla bekledim, bağıra çağıra bırakmalıydım bu işareti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört ay sonunda, o gün ilk defa ağlayamadım. Kolumu kaldıramayacak haldeyken ağlamak da gelmedi içimden zaten. Nasıl bir yorgunluktu bilmiyorum, uyku vermediğini biliyorum. Arada mide bulantısı ile gelen panik atak benzeri bir şey olduğunu biliyorum. Ayağa kalktığımda dizlerimin beni taşımadığını biliyorum ama yattığımda dinlenemediğimi de biliyorum. Uyku-uyanıklık arası bir şey olduğunu biliyorum. Üç gün sonra o hal kalktıkça ağlayabildim, bu sefer de ağlamaktan yorulmuşum ama o aşina olduğum bir şey zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmek pek mümkün değildi, "yara" metaforuyla tarif edilen birtakım şeylerin "dokunulduğunda" böyle acıdığına, hem de bir süre daha dokunmayı aklımdan bile geçiremeyeceğim kadar çok acıdığına ilk defa şahit oldum. Düşünmemek için hayal kurmam gerekiyordu. Ben hayal de kurarmışım biliyor musun? Hem de sen varmışsın hep, düşünmemek için hayal kurmak isteyip onun yerini de boş bulunca farkettim. Görüyorsun ya, "sınırlarım", "duvarlarım" her geçen gün daha da genişliyor. Geçen kış ne kadar hissiz olduğumu hatırlıyorum mesela, hayat çok tuhaf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik "...kış bizim üvey evladımızdır..."&lt;br /&gt;(hiç sevememiştim bu yazıyı, sebebi yoktu. Ufak tefek kadın içgüdülerim varmış demek ki benim de)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen kış değil mi, "artık olmaz" dedikten sonra, onca zaman sonra sen bunları hisseder, yazarken, ben de böyle bir hissedememe hali içindeydim. Şimdi, şu "apatik" halinde, sana bir şeyler hissettirme beklentisi içinde de değilim aslında, yanlış anlama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-...yanlış anlama&lt;br /&gt;-yok canım, asıl sen yanlış anlama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten ben de "yanlış anlamıyorum" artık, üstelik sormuyorum da neden diye. Sana güvendiğimden değil. Sahi, neden öyle söyledim onu da bilmiyorum. Sana niçin güveneyim? Sen olsan sana güvenir miydin mesela, hem de o gün, hem de o halde, o halimde, bunu bana sorman ironik değil miydi? Yoksa öyleydi de ben mi anlamamıştım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlerde mantık aranmaz, "neden" diye sorulmaz, bu işler sorgulanmaz derdim, ahkam kesmeyeyim hadi, bence -olsun- sorgulanmamalı. Hem sora sora, olmamışları olacak diye sorgulaya sorgulaya bu hale getirmedik mi "biz"i? "Ol"amadan öldürmedik mi böyle "biz"i? Bazı şeyler karanlıkta "ol"uşur, gözden uzak gelişirdi (Mahrem?), sen de ben de, bi'rahat bırakmadık "biz"i. Ben de artık sormuyorum "neden?" diye, "ne oldu?" diye. Başında sormuştum, "neden ben?" diye. Sorulmaz işte, cevabı yoktur ki. "Neden ben"in cevabı da yoktur, "neden ben değil?"in de. İşte bunu bildiğim için sordum ben de, işte bunun için üzüldüm cevabı yok diye. Sen benden "garanti" istedin, ben sana -ya da sendeki bana- güvenemedim bile. O zamanlar nasıl birdenbire "öyle" olduysa şimdi o yüzden "böyle" olmuştur belki de, hem kimseyi suçlayamam ki bu haldeyim diye. Belki, -belli ki- kendisinin de yapabileceği bir şey yoktur. Kabullenmek zor ama, başka çare de yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine, yeniden, bana dar ve karanlık mekanlarımı, en sevdiğim yerlerimi hatırlatan karanlık ve kimsesiz blogumda, kimseden habersiz bir yerlere açtığım "cep" içindeyim. Kaçabildiğim tek yer burası ama öyle kalması için özen de göstermeliyim. Onu saygıdeğer ve "anlamlı" tutmalıyım mesela. Şimdi buradan haberdar ettiğim -davetsizleri saymıyorum- toplam üç kişinin üçüncüsü olarak sana ne kadar çabuk izin verdiğimi de düşündüm. Bak bu da sana açtığım gizli odalarımdan biriydi. Çoktan çıkıp gitmişsindir de haberim yoktur belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem zaten ben bunları -yine de bir zamanlar sen olasın istediğim- başka bir "sen"e ve işaretlerden anlayan başka bir "ben"e yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hayır o şarkının ne olduğunu söylemeyeceğim, zaten biliyorum, unutmayacağımı da biliyorum, last.fm bile biliyor üstelik.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116613075808597499?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116613075808597499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116613075808597499&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116613075808597499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116613075808597499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/12/im.html' title='im'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116342425554613082</id><published>2006-11-13T15:11:00.000+02:00</published><updated>2006-12-11T14:45:08.840+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>kar yağdığında, yağmur yağarken, rüzgar çok kuvvetli estiğinde, hülasa böyle ilginç bir meteorolojik hadise vuku bulduğunda kendini sokağa atan, böyle deneysel ve hayat dolu bir kişilikim ben. küçükken de öyleydim. mesela rüzgar yeteri kadar sert eserse uçabilir miyim merak eder idim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sebepten, ekseriyetle fırtınalı günlerde dışarda olmaktan hoşlanırdım. tabii yaş biraz ilerleyince uçma ümidi kalmadı fekat rüzgarın ağırlığımı taşıyıp taşıyamayacağını merak etmeye devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun adı "rüzgara sırtını verme oyunu". oyun olup olmadığını bilmiyorum aslında, kimseyle oynamadım. ilk defa dün gece [dün gece= bir gece, aslında epeyce zaman, epeyce şeyler geçti üzerinden. tarihin önemi var mı artık?] bir ad koydum. kimseye de anlatmadım. sadece merak ediyorum her seferinde, rüzgarın o istediğim hıza ulaşmasını bekliyorum, sonra yavaş yavaş ağırlığımı veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen benim istediğim hıza ulaşamadan kesiliyor, tam kendimi bırakacak oluyorum, rüzgar zayıflıyor. toparlanıyorum.&lt;br /&gt;bazen birden hızlanıyor, ya da tahmin ettiğimden daha kuvvetli oluyor. kendimi bırakacak olsam alıp sürükleyecek. aslında düşmedikten sonra buna da razı olabilirim. rüzgar kuvvetiyle hareket etmek... hmm... zaten yerimin sabitliğinde o kadar da ısrarcı değilim o anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüzgara "güvenmek" ya da "güvenmemek" tuhaf ve keyifli bir şey aslında, kısa süreli olunca yormuyor. güvenmem de güvenmemem de, düşsem de bu rüzgarın umurunda olmayacak. bu durumda bu bir oyun olabiliyor mu acaba?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116342425554613082?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116342425554613082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116342425554613082&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116342425554613082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116342425554613082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/11/kar-yadnda-yamur-yaarken-rzgar-ok.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116256922559218245</id><published>2006-11-03T17:33:00.000+02:00</published><updated>2006-12-14T12:41:36.833+02:00</updated><title type='text'>herkes için yalnızlık</title><content type='html'>tam da "yalnızlık tek kişiliktir" diye düşündüğüm sırada hatırladım bunu, en az onun kadar beylik, efendim mantık sınırları içinde "e ne var bunda"lık bir önerme daha, "yalnızlık paylaşılmaz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;enine boyuna tanım  yapasım, tespit edesim var fakat  böyle şeyleri  okuması çok zordur sevgili milyonlarım. sizi seviyorum, canınızı sıkmak niyetinde değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi kötü yaşanmakta olan hayattan, ilişki halinde bulunulan kişilerden kaçılarak oluşturulan bir yalnızlık var, "kendine vakit ayırma" diyebiliriz biz buna. kitap+kahve bu tür yalnızlıkların en önde giden işbirlikçileri olmakla beraber bir şişe sevilen renkten oje ile bir törpü (hayır ömür törpüsü değil) de -bunu entelektüel bir eylem olarak algılayan bir kısım zevat kabul etmeyecek de olsa- bu çalıntı zamana eşlik eder. işin güzel tarafı, hayattan memnuniyet seviyesinin bu yalnızlık zamanlarıyla alakası yoktur. bütün istenilen zamanda bir "cep" açmak, oraya da zamansız bir güzellik, bir hatırlamalık, bir bookmark koymaktır. yüce amaçlara hizmet etmeyi düşünmeden bir ufak teneffüs almaktır. belki bazen kimsenin görmesi istenmeyen dolapların, çekmecelerin karıştırılması, düzene sokulmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yalnızlığın bir keyfi de, beklenildiğini bilmektir. yalnızlık sahibi kişi bilir ki, o teneffüs bittiğinde "zaman"ı kaldığı yerden devam eder. o cebi kapatır ve yoluna devam eder. her şeyi bıraktığı yerde bulması bazen de mümkün olmaz ama, yalnızlığın güzelliği için bir bedel olarak kabul eder bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu halde, bu çalınmış zamanın yalnızlığı "terkedilmişlik"ten ayrılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terkedilmişlik, mutlak olarak tek kişiliktir ve asla paylaşılmaz. zaten paylaşılabilecek bir şey olsaydı ona terkedilmişlik demezdik. işte yalnızlık dendiğinde, terkedilmiş yalnızlık da denebilecek bir başka şey de anlaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;paylaşılan terkedilmişlik biter mi peki? evet, mantıken tanımı yapılmış bir terkedilmişliğin paylaşıldığı zaman bitmesi gerekir. fakat esas olarak, terkedilmişlik, yalnızlık zamanları paylaşılabildiği zaman biter.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116256922559218245?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116256922559218245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116256922559218245&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116256922559218245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116256922559218245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/11/herkes-iin-yalnzlk.html' title='herkes için yalnızlık'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116207842700771858</id><published>2006-10-29T01:24:00.000+02:00</published><updated>2006-12-14T12:48:34.880+02:00</updated><title type='text'>sessizlik, ömür boyu</title><content type='html'>"doğu insanı" dersem buna, fazlasıyla yüzeysel kalacak ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sessizlik"in tuhaf bir isyanı var.&lt;br /&gt;"boyun eğme" de sessizce, sessizlik içinde icra edilirken, "sessizlik" isyanı ne menem bir şey ola ki? dahası, "sessiz"in isyanını kim bile ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;isyan etmeye sevdalı "birey", bağımsız şahıs, özgür ruhlar olduk.&lt;br /&gt;"ifade" kabiliyetine ve hürriyetine kavuştuk.&lt;br /&gt;her "bir"imiz bir "birey"iz.&lt;br /&gt;"ifade" eder, sesimizi duyururuz. haksızlığa uğrarsak "isyan" ederiz. "ses"imizi duyururuz?&lt;br /&gt;"isyan", "ses"le, "ses"li olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haklarımız gözetilmiyorsa isyan ederiz, hatta oradan çeker gideriz. orayı yakar yıkarız.&lt;br /&gt;"boyun eğme"yiz.&lt;br /&gt;birey, "boyun eğmez".&lt;br /&gt;sessiz kalmaz.&lt;br /&gt;"sessiz"lik, "boyun eğme"dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"boyun eğen", mutlu olamaz.&lt;br /&gt;"sessiz"ler boyun eğmiştir.&lt;br /&gt;sessiz isyan bile, "kalma"yı gerektirir. "sessiz"lik, çekip gitmez.&lt;br /&gt;sessiz kalan, "mutsuz"dur, boyun eğen de olsa, isyan eden de olsa.&lt;br /&gt;peki çekip giden sesini duyurmuş mudur?&lt;br /&gt;duyurduysa mutlu olmuş mudur?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116207842700771858?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116207842700771858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116207842700771858&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116207842700771858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116207842700771858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/sessizlik-mr-boyu.html' title='sessizlik, ömür boyu'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116207771249203061</id><published>2006-10-29T01:16:00.000+02:00</published><updated>2006-10-29T01:21:52.493+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>its hard to tell that the world we live in is either a reality or a dream...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[demiş, ne de güzel demiş.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[yine de, bu söz bir yere dokunuyor ama film daha başka bir yere dokunuyor.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[neresi olduğunu henüz bilmiyorum, sormayın sevgili milyonlarım]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[anlayabilirsem neresi olduğunu, belki bir bağlantı kuracağım. işte biz o gün başım göğe erecek.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[...dediğinizi duyar gibiyim sevgili milyonlarım, az daha beklemeniz gerekecek. bir gün mr. hyde, gerçekten dr. jeykll'ı öldürecek.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116207771249203061?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116207771249203061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116207771249203061&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116207771249203061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116207771249203061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/its-hard-to-tell-that-world-we-live-in.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116207723327404235</id><published>2006-10-29T01:08:00.000+02:00</published><updated>2006-10-29T01:13:53.286+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bazıları "sert" ve "saldırgan" ve bazen "alaycı"dırlar.&lt;br /&gt;bazıları "mülayim"dir, "şefkat"inizi uyandırır, "yakın"dırlar.&lt;br /&gt;onlardan eminsiniz, neleri "taşıdıklarını" bilirsiniz. yüzlerinde, harketlerinde, apaçık bellidir. onlardan korkmaz, onları seversiniz.&lt;br /&gt;dost lar böyledir. böyle olur.&lt;br /&gt;böyle insanlar "sevilen"dir, "sevgili"dir.&lt;br /&gt;dahası "derin"dirler.her seferinde, her ihtiyacınız olduğunda içinde kaybolabileceğiniz bir "derin"lik sunarlar size. güven verirler. sarıp sarmalarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sert" olanlar bazen "kötü"dürler de.&lt;br /&gt;birisi niçin "kötü"dür, buna kafa yormazsınız.&lt;br /&gt;"kötü" olan nedir, bunu bilmezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazılarının kabukları serttir, dikenleri de batar. onlara yaklaşamazsınız.yaklaşmak da istemezsiniz zaten.&lt;br /&gt;"ne" için bedel ödemekte olduğunuzu bilmezsiniz çünkü. merak da etmezsiniz. "risk"tir bu.&lt;br /&gt;kabuğun içindeki "ne"dir.(?)&lt;br /&gt;kabuğun içinde saklanmış her şey kıymetli midir?&lt;br /&gt;kıymetli olan her şey saklanmalı mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"saklanan"a talip olduğunuzu sanıyor musunuz?&lt;br /&gt;"ne"yi biliyor(mu)sunuz(?)&lt;br /&gt;o kabukla şimdi ne yapacaksınız?&lt;br /&gt;"ne"den açılmasını (mı) isteyeceksiniz(?).&lt;br /&gt;onu bu şekilde hak ettiğinizi düşünüyor musunuz?&lt;br /&gt;"ne", neden orada sanıyorsunuz?&lt;br /&gt;soruları kime soruyorsunuz?&lt;br /&gt;cevaplar aslında orada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[lunapark kapandı'yı okudum ben. evet. "adımlar" attım, "uzak"ta kaldım, okudum, bildim, yardım aldım. inkar etmiyorum.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116207723327404235?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116207723327404235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116207723327404235&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116207723327404235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116207723327404235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/bazlar-sert-ve-saldrgan-ve-bazen.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116116127630639399</id><published>2006-10-18T11:47:00.000+03:00</published><updated>2007-12-31T01:46:11.427+02:00</updated><title type='text'>doğumgünümde alınacaklar listesi</title><content type='html'>Doğumgünü dedim de, aklıma geldi. Hediye almak zor şey, yakın tanıdıklara almak ayrı zor, az tanınanlara almak ayrı zor. Galiba, "üç kelime ile" anlatabileceğimiz insanlara hediye almak daha kolay. Mesela ben olsam kendime ne hediye alırdım, bunu bile bilmiyorum. Bir liste yapıyorum şimdi, belki hem bana, hem de doğumgünümü heyecanla bekleyen sevgili milyonlarıma fikir verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(önem sırası yoktur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. F1 sezon dvdsi (99 veya 2000 sezonu, bir de 2005 olabilir.)&lt;br /&gt;2. Defter, defter, defter...&lt;br /&gt;3. Kitap, kitap, kitap&lt;br /&gt;4. ayıp sana, kitap denip geçilir mi, Wittgenstein okuyan birisi bana yardımcı olsun mesela..&lt;br /&gt;5. About A Boy dvdsi&lt;br /&gt;6. Fight Club afişi, Scarface afişi (tamam tamam biraz daha değişik şeyler olabilir bu kadar kadıköy olmayalım. bir de kill bill koy tam olsun [sakın ha nefret ederim] )&lt;br /&gt;7. Jordi Labanda kalem defter kalemlik incik boncuk&lt;br /&gt;8. Bir defter severden az kullanılmış defter&lt;br /&gt;9. Az kullanılmış fotoğraf albümü&lt;br /&gt;10. Az kullanılmış diş fırçası (dalga geçiyorum)&lt;br /&gt;11. Cihangirde bi Ev albümü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pek bir kuru buldum bugün kendimi, bir ara devam ederim artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Nip/Tuck ikinci sezon dvdsi. (en sevdiğim sezondur)&lt;br /&gt;13. House MD sezon dvdsi, üç. (tercih ettiğimdir, hepsi ayrı ayrı candır, o ayrı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F1 için, 2006 da kabulümüzdür, sonuna doğru heyecanlı olması ve şumaher'in son sezonu olması açısından. 2007 de güzel sezon oldu diyorlar, tek bir yarış seyretmedim ama merak ediyorum. Bir de tabii bunları manyak gibi tek başıma seyretmek olmaz, insan arkadaş istiyor yanında. Hediye neyse de, o kadar uzun boylu değil, değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116116127630639399?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116116127630639399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116116127630639399&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116116127630639399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116116127630639399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/doumgnmde-alnacaklar-listesi.html' title='doğumgünümde alınacaklar listesi'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116116125555954253</id><published>2006-10-18T11:36:00.000+03:00</published><updated>2006-12-11T14:51:25.893+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>yağmurda yürümeyeli epey olmuş. en azından biraz kış, bir bahar, bir yaz geçmiştir. "yağmurda yürümek" deyince aklımıza ne geliyor? arkadaki gözlüklü, sen söyle evladım... hmm yalnız olmamamız gerekiyor değil mi çoğu zaman. çok doğru. sen? üzgünüzdür değil mi bazen. evet. sevgili kişisiylen bir adet yağmurda yürüme anısı bulunması farzdır misal. o yağmurda öpüşülür hatta. nevzuhur community sitelerinden birinde "dudakları ıslatmak gerekmiyor" gerekçesiyle favori olarak gösterilmiş bu eylem, diğer tüm öpüşme anıları arasında (gençler çok tembel azizim, neslimiz tehlikede). öte yandan yağmur fonu olaya hüzünlü, ibne bir romantizm kattığı için de tercih edilebilir. yağmur böyle bir şeydir, hep sevgililerin ve sevgili olacakların üzerine yağar. diğerlerine ne yaptığının pek önemi yoktur. hazır çok ibneyim bu aralar, niçin yürümüyorum yağmurda dedim. bir yandan bunları düşünüp anlamsızca sırıtıyordum tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;misal bir tarihte "yağmur çok güzel, ben biraz ıslanmaya gidiyorum" şeklinde bir erkek düşürme repliğiyle karşılaştım ben. o dakika tiksindim yağmurdan da, ıslanmaktan da. bu travma beni vahşi bir insan yaptı. ıslak kedi yavrularını tekmeledim bir süre.  son "yağmurda yürüme" anımda yağmur yağmış mıydı onu bile hatırlamıyorum. krismıs zamanlarında uzakta bıraktığı çocuklarına sevgilisine ne bileyim yaşlı anasına özlem duyan bir film karakteri gibiydim, caddeyi boydan boya turlarken. amaçsızca alışveriş yapıyordum bir yandan, loop halinde i know dinliyordum. gizem'in sürekli ihmal ettiğim doğumgünü hediyesini de almıştım o gün. çok sevinmişti tabii (ahah, haliyle) "senin doğumgünün ne zamandı?" demişti, biraz düşünmüştüm, çünkü "bugün"dü. o gün benim doğumgünümmüş iyi mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116116125555954253?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116116125555954253/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116116125555954253&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116116125555954253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116116125555954253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/yamurda-yrmeyeli-epey-olmu.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116039563080076533</id><published>2006-10-09T14:58:00.000+03:00</published><updated>2006-10-09T15:07:10.816+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Kelimeler yetmez.&lt;br /&gt;Anlamak ayrı bir şey, kelimeler anlatmaz, kelimeyle anlatılmaz. Yardımcı olunur mu, belki.&lt;br /&gt;İnsanlar "konuşa konuşa" anlaşamazlar. Anlaşmalılar mı, belki.&lt;br /&gt;Zemin diyorum, zaman diyorum.&lt;br /&gt;Söz, bir zeminde olmalı, zemin bir zamanda olmalı.&lt;br /&gt;Söz, bir zemine alınmalı.&lt;br /&gt;Zemin de bir algı. Zaman da.&lt;br /&gt;"Zaman"dan, "zemin"den bağımsız söz, "algı"lanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmek, böyle bir şey sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bilivermek" ise, zaman ve zeminin kendiliğinden oluşması, kendiliğinden algılanması, algı haline gelmesi. Bir lütuf, ama bir beklenti olmamalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116039563080076533?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116039563080076533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116039563080076533&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116039563080076533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116039563080076533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/kelimeler-yetmez.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116022354358357222</id><published>2006-10-07T15:14:00.000+03:00</published><updated>2006-10-07T15:24:38.926+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kızmak ile Kırılmak Arasındaki Farklar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ol class="eol" id="el" start="51"&gt; &lt;li id="d10126811" value="53"&gt;kızmak kolaydır ama kırılmak zordur. birini kzıdırmak  ya da kırmak da tabi.&lt;br /&gt;birine kırılmak için gerçekten çok değer vermiş, güvenmiş olmak gerekir. ama herhangi birine kızabilir insan ve hiçbirşey olmamış gibi devam eder, umrunda olmaz &lt;div class="aul"&gt;(liriel baenre&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;, 07.10.2006  14:52)      &lt;script type="text/javascript"&gt;e(16,10126811,'liriel baenre');&lt;/script&gt; &lt;/div&gt; &lt;/li&gt; &lt;/ol&gt;   54.   birinin izi kalmaz,digerinin izi sonsuza kadar kalir.. &lt;div class="aul"&gt;          &lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;(dvck&lt;/span&gt;, 07.10.2006 14:54 ~ 14:55) &lt;script type="text/javascript"&gt;e(16,10126818,'dvck');&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116022354358357222?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116022354358357222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116022354358357222&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116022354358357222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116022354358357222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/kzmak-ile-krlmak-arasndaki-farklar.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-116013078609671863</id><published>2006-10-06T13:32:00.000+03:00</published><updated>2006-10-06T13:33:06.106+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>-çalıştın mı?&lt;br /&gt;-çalıştım da anlamadım. bişey bilmiyorum valla&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-116013078609671863?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/116013078609671863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=116013078609671863&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116013078609671863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/116013078609671863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/10/altn-m-altm-da-anlamadm.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-115963054804376776</id><published>2006-09-30T18:30:00.000+03:00</published><updated>2006-09-30T18:35:48.070+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>if shame had a face i think it would kind of look like mine&lt;br /&gt;if it had a home  would it be my eyes&lt;br /&gt;would you believe me if i said i am tired of this&lt;br /&gt;well  here we go one more time&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i tried to climb your steps&lt;br /&gt;i tried to chase  you down&lt;br /&gt;i tried to see how low i could get down to the ground&lt;br /&gt;i tried to  earn my way&lt;br /&gt;i tried to change this mind&lt;br /&gt;you better believe that i tried  to beat this&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sick cycle carousel - lifehouse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun uzun yazmak, uzun uzun susmak istiyorum.&lt;br /&gt;yazamadığım ve susamadığım için, dinlesem daha iyi diyorum.&lt;br /&gt;dinlediğim de bu işte.&lt;br /&gt;"ah işte tam da beni anlatıyor" şarkılarım yok.&lt;br /&gt;bu da onlardan biri değil haliyle.&lt;br /&gt;o zaman neden susamıyorum, neden yazamıyorum, neden dinleyemiyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(tosan shuffle gururla sunar: sick cycle carousel - lifehouse, yann tiersen ve meşhur! parçası, prensesin uykusuyum-redd [247 parça varmış playlistte])&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-115963054804376776?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/115963054804376776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=115963054804376776&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115963054804376776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115963054804376776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/09/if-shame-had-face-i-think-it-would.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-115755264526678725</id><published>2006-09-06T17:17:00.000+03:00</published><updated>2006-09-06T17:24:05.300+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>" 'Bir sahtelik duygusunu da beraberinde taşıyorsan benimleyken,bilemem ki hangisi sen!'&lt;br /&gt;diye seslenmiştin bana, uzaktan.&lt;br /&gt;Herzamanki gibi, en temelinden kavramıştın sorunu - öyle bir yeteneğin vardı, beni hep&lt;br /&gt;yeniden hayrete düşüren: beni, en yalın olduğum yerimden kavrayabiliyordun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayrete düşüren&lt;br /&gt;hayrete düşüren&lt;br /&gt;hayrete düşüren&lt;br /&gt;hayrete düşüren&lt;br /&gt;hayrete düşüren&lt;br /&gt;hayret!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-115755264526678725?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/115755264526678725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=115755264526678725&amp;isPopup=true' title='28 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115755264526678725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115755264526678725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/09/bir-sahtelik-duygusunu-da-beraberinde.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>28</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-115583226976310957</id><published>2006-08-17T19:22:00.000+03:00</published><updated>2006-08-17T19:31:09.800+03:00</updated><title type='text'>hal hatır hasbihal</title><content type='html'>bir zamandır yazmadığım, aramıza soğukluk girmiş blogumun hatırını sormak, eski yazılarımı yeniden okuyup kendime daha da hayran olmak amacıyla sıradan bir akşam üstü göz atarkene... amaan neyse. yazacağım bir ton şey vardı, uçtu gitti. yaz rehaveti, depresif tembellik, kağıt kalem sevdası, aşk acısı, ihtiras rüzgarı, sevme hakkı derkene zihnimin girdaplarında kayboldular hepisi. katkıda bulunanları kınıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu esnada millet boş durmamış tabii, seviyor ve destekliyoruz. kablolarla bağlanmış muhterem internet cemaati olarak gencin arkasındayız hatta para toplayıp düğüne katkıda bulunmayı da istiyoruz. ehe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://eliffevlenbenimle.blogspot.com/"&gt;&lt;img src="http://i84.photobucket.com/albums/k36/eliffevlenbenimle/evlenonunla2.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-115583226976310957?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/115583226976310957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=115583226976310957&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115583226976310957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115583226976310957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/08/hal-hatr-hasbihal.html' title='hal hatır hasbihal'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-115280242833614296</id><published>2006-07-13T17:45:00.000+03:00</published><updated>2006-07-13T17:53:49.996+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>hali hazırda canının sıkılmaya eğilimli olduğu bilinen kişiye "canım sıkılıyor" demek için çok haklı sebeplere sahip olmak ya da uygun hiç kimseye o an için sahip olmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hali hazırda canının sıkılmaya eğiliminin hiç olmadığı, geçmişte hemen hiç benzer tecrübe yaşamadığı bilinen kişiye "canım sıkılıyor" demek için de haklı sebeplere sahip olmak ya da uygun hiç kimseye o an için sahip olmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nice yiğitlerin "sıkı can iyidir kolay kolay çıkmaz ehi ehi" cevabını alarak kronik melankoliden kontrollü şizofreniye geçtiği  tecrübesizliğin neticesidir, abartma hastalığı, hatta basbayağı ibneliktir, puştluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;can sıkıntısının getirdiği triballik ile içine kapanan adamın en sonunda etrafında bulacağı da şu yukarda bahsettiğim iki tiptir. içine kapanmasa da bulacağı budur, kapansa da olacağı odur. hem kapansa nedir, kapanmasa nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;para parayı çeker, sıkıntı sıkıntıyı çeker eninde sonunda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-115280242833614296?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/115280242833614296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=115280242833614296&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115280242833614296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/115280242833614296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/07/hali-hazrda-cannn-sklmaya-eilimli.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114767079713284803</id><published>2006-05-15T07:47:00.000+03:00</published><updated>2006-05-15T08:26:41.206+03:00</updated><title type='text'>coffee &amp; cigarettes</title><content type='html'>şimdi nasıl starbucks'ta kahve içmek sadece kahve içmek değilse* sigara içmek de sadece sigara içmek değil. her işin bir ritüeli var elbet, yoksa mesela "bu işi öğlen yemeğinde konuşalım" derken adamı karşımıza iştahımızı açsın diye çağırmıyoruz. illa yemek yerken başka bir şey yapmak zorundayız, ya da bir şey yaparken yemek yemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sigarayı dumanı için mi içiyosun yoksa şu kırmızı çizmeli kızdan ateş istemek için mi? yoksa ders/konferans/öğle arasında sap gibi dikilmemek için mi? öyle ya, kapının önünde dikilen onca adamın elinden sigarasını alsan duvar dibinde oturan adamdan ne farkı kalır? dumanı içine çekmediğin halde gözlerini kısarak napabilirsin? en fazla gözlüğünü evde unutmuş miyop olursun değil mi? sahnede karizmatik vokalist var, al elinden sigarayı bak eli ayağı birbirine dolaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öte yandan sadece tütün bağımlısı olunabilir, müzmin bir madde bağımlısı olunabilir, sigara içiyor olmanın tribiyle alakası yoktur adamın. yolda sokakta içer bunu zıkkım olasıca.. ehm.. ne diyordum? ha bu tribaliteye ihtiyacı yoktur, ve hatta herkesten gizliyordur bilakis içmemenin karizmasına ya da kattığı her ne boksa ona hastadır. fekat bunlar pek az sayıdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asıl diyeceğim, sigara içiyor ya da içmiyor olmak sosyal hayatta ciddi ayrımlara yol açabilir. hep beraber bir yere gidiliyorsa grup içinde sigara içenlerin (sigara demeyelim, her türlü tütün muhtevası, cigar olur cigarillo olur pipo olur, smoke deriz) bulunması halinde sigara içilmeyen mekanlar tercih edilmez. sanki içmezlerse öleceklermiş gibi davranılır. halbuki, bilakis içerlerse öleceklerdir. kendileri ölmekle kalmayıp etraftakilerin ölmesine de sebep olabileceklerdir. yine de kutsal bir şeye bağımlılarmış gibi davranılır, tiryakinin son dalı ormanda on kaplan gücündedir ve sigarası olmayana paket almak ona hayatın sırrını vermekten evladır, her şeyden öte sevaptır (verdim, ordan biliyorum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu bu sebepten asla ihtiyaç duymayacağım bir karizma malzemesidir, ortamdaki non smokerların ciğerlerine tecavüz etmek insanlığıma sığmaz misal. içeceksem tiryakiliğimi kalbime gömerim, ahlaksızca sergilemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün okuduğumda g.tüme girmemesi dileğiyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Publish Post" (pisssssmi...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*ben starbucks'a sadece kahve içmeye gidiyorum o ayrı, sosa'ya da sadece salata yemeye gidiyorum valla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114767079713284803?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114767079713284803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114767079713284803&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114767079713284803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114767079713284803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/05/coffee-cigarettes.html' title='coffee &amp; cigarettes'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114747938448083903</id><published>2006-05-13T03:02:00.000+03:00</published><updated>2006-05-13T03:16:24.490+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>- pekiyi, nelerden hoşlanır bu tosun, ne zaman mutlu olur?&lt;br /&gt;- efenim mutluluk kah bir ağaç yaprağında gördüğünüz çiy tanesi, kah bir uğurböceğinin narin bitki gövdesi üzerindeki akrobasisi derim ben...&lt;br /&gt;- ne hoş&lt;br /&gt;- tabiy, insan etrafına baktığı her an mutlu olmak için bir şeyler bulabilir, tek derdi o mutluluğu paylaşabilmek olsun.&lt;br /&gt;- kimlerle paylaşır tosun mutluluğunu?&lt;br /&gt;- dağa taşa yazar, o da olmadı o ara aklında kim varsa yolda sokakta otobüste ona anlatır. o bilmez, tosun hep anlatır. napsın, gerçekten anlatmaya kalksa buna kim dayanır, sonra buna kim inanır ha? (kadir inanır mesela)&lt;br /&gt;- eeööe.. anlıyorum..&lt;br /&gt;- hayır anlamıyorsunuz. sorun mesela hiç kızmaz mı bu tosun?&lt;br /&gt;- kızar...&lt;br /&gt;- (salak!)&lt;br /&gt;- ehm.. nelere kızar bu tosun? kızdığı zaman cam objeleri gazabından korumamız gerekir mi misal?&lt;br /&gt;- ahahah ilahi, ne hoşsunuz öyle.. yok efendim, tosun öyle peak şiddet insanı değildir. sessiz ve derinden nefret duyar. kızdığı vakit tanıdığı tanımadığı birisini alır karşısına zarar vermek ister, deli gönül taciz etmek ister. sataşır, anlamsızlaşır.&lt;br /&gt;- kızgınsınız sanırım?&lt;br /&gt;- evet, bir hedefim de var üstelik. (bulana veya getirene yüzbin lira veriyorum)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114747938448083903?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114747938448083903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114747938448083903&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114747938448083903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114747938448083903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/05/pekiyi-nelerden-holanr-bu-tosun-ne.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114736304239513036</id><published>2006-05-11T18:51:00.000+03:00</published><updated>2006-05-11T19:15:30.513+03:00</updated><title type='text'>yaz gecesi rüyası</title><content type='html'>şunca zamandır maruz kaldığım en komik reklam sloganlarından biridir, "kızgın kumlardan serin sulara". dondurmaya bir zevk patlaması, bir ferahlama anı anlamı katmak üzere reklam icabı hanım kişi anlatır, şöyledir böyledir der. "hani, kızgın kumlardan serin sulara atlarsın ya, onun gibi..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en az bunun kadar komik bi reklam sloganı daha var, "keyifli bir kaçamak". başka da yok zaten aklımda. tarihe geçmeli diyorum bunlar. keyifli bi kaçamak ha, hey yavrum hey.. kimin kime kaçtığını bıraktım hadi de, keyifsiz bi kaçamak nasıl olabilir mesela? beynini sevdiğimin kreatifi kaçamak denen şeyi ne olarak biliyor ki bir de keyifli diye vurguladı bunu? keyif almayacaksam ne diye kaçamak yapıyorum arkadaşım? slogana libidal çağrışım katıyorum diye neden maymun ediyorsunuz kendinizi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114736304239513036?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114736304239513036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114736304239513036&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114736304239513036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114736304239513036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/05/yaz-gecesi-ryas.html' title='yaz gecesi rüyası'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114731898924572897</id><published>2006-05-11T06:39:00.000+03:00</published><updated>2006-05-11T06:43:09.256+03:00</updated><title type='text'>delikanlı</title><content type='html'>sırf seni seviyor diye birisini sevmen alçakça biraz. aslında basit düşünüyorum: sen de seni seviyorsun, o da seni. ne güzel anlaştınız, değil Mİ ÇOCUĞUM? hm? arkadaki sana diyorum, konuşma bakayım arkadaşınla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne diyorduk...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114731898924572897?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114731898924572897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114731898924572897&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114731898924572897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114731898924572897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/05/delikanl.html' title='delikanlı'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114618458417840024</id><published>2006-04-27T03:36:00.000+03:00</published><updated>2006-04-28T03:38:27.516+03:00</updated><title type='text'>elif şafak fetiş</title><content type='html'>ne demiş elif şafak abla? edebiyatta kadın nesne, erkek özne imiş, sevilen arzulanan kadınmış ama hep nesne kalır imiş. erkek kalem kadın kağıt imiş. buraya bir dipnot koyalım. yazıcam onu da aklıma ne geldi, şimdi bi kadının dudaklarına şiir yazabilirsin, omuz mesela of ki of anlatırsın efendim sonra jaw line hadisesi vardır. aynı karede hafiften boyun ve bedenin birleştiği bölgeyi, sonra o jaw line denen çene çizgisi mi ne onu resmet bak, ne estetik ne zerafet değil mi? ama şimdi kadın nesne oldu... olmaz. tamam o zaman bi kadın bi erkeğin dudaklarına şiir yazsın, sırtına yazsın sonra ayak bileğine yazsın. oldu mu? (kadın yazsın zaten bi erkeğin yazdığını düşünemiyorum, homofobiğim ezelden)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o değil de aklıma geldi bak ellere yazabilirsin, otur seyret mesela o elleri. he.. fetiş sahibi yaptınız lan beni...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114618458417840024?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114618458417840024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114618458417840024&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114618458417840024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114618458417840024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/04/elif-afak-feti.html' title='elif şafak fetiş'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114553283033035105</id><published>2006-04-20T14:28:00.000+03:00</published><updated>2006-04-20T14:33:50.346+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>- kimdir tosantosun?&lt;br /&gt;- tosan sisteme bir çeşit sessiz başkaldırış, okumayan türkiye'ye atılmış bir taştır. yeri geldiğinde bir yakarış olur, yeri geldiğinde bir sessiz çığlık.&lt;br /&gt;- (.mına koydun ama sen de) peki nedir tosan'ı tosan yapanlar, nelerden beslenir bu yüce kişilik?&lt;br /&gt;- bir alıntıyla açıklamaya çalışayım isterseniz "rock'n roll is a prostitute", yani pazarlanmalıdır bu yüzden. ilgi görme tutkusudur tosun'u tosan yapan.&lt;br /&gt;- evet anlıyorum&lt;br /&gt;- (nesini anlıyorsun) gözlerinizden belli...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114553283033035105?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114553283033035105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114553283033035105&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114553283033035105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114553283033035105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/04/kimdir-tosantosun-tosan-sisteme-bir.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114313909416082852</id><published>2006-03-23T20:18:00.000+02:00</published><updated>2006-03-23T20:38:14.173+02:00</updated><title type='text'>matematik özürlüsü</title><content type='html'>salaklığın kılıfı da matematik özürlü oldu. hadi türevden integralden bıkkınsın, belki kafan polinomu almadı olabilir de, alt tarafı bayağı kesirdir çarpmadır... bunun matematik özürlü olunacak nesi var onu anlamıyorum. hayatını devam ettirecek kadar matematik herkese lazım. gerçi doğal seleksiyon da var, onu yapamayanı sikiyorlar sistemden çıkıyor. gözünü sevdiğimin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114313909416082852?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114313909416082852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114313909416082852&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114313909416082852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114313909416082852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/03/matematik-zrls.html' title='matematik özürlüsü'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114301631515502027</id><published>2006-03-22T10:30:00.000+02:00</published><updated>2006-03-22T10:31:55.166+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>çok efkarlandım şimdi lan, bakındım bakındım yazacak yer bulamadım. bi sigara yakasım bile geldi. yaktın beni insangazanı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114301631515502027?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114301631515502027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114301631515502027&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114301631515502027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114301631515502027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/03/ok-efkarlandm-imdi-lan-bakndm-bakndm.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114137852109135336</id><published>2006-03-03T11:32:00.000+02:00</published><updated>2006-03-03T11:35:21.103+02:00</updated><title type='text'>saçmalamamam lazım</title><content type='html'>- *kafa kaldır belli belirsiz* [ananıs.. nerden çıktın sen] naber lan&lt;br /&gt;- *acele* meraba nassın görüşürüz zıvır zıvır...&lt;br /&gt;- eevallaa eevallaa hadi bakalım [.mına korum lan senin]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114137852109135336?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114137852109135336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114137852109135336&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114137852109135336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114137852109135336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/03/samalamamam-lazm.html' title='saçmalamamam lazım'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-114134310924773686</id><published>2006-03-03T01:42:00.000+02:00</published><updated>2006-03-03T01:45:09.260+02:00</updated><title type='text'>kafa ütüsü</title><content type='html'>artık kısa şeyler yazmalıyım bu bloga, baktım da düşünmeden laylaylom yazıyorum. vallahi hicap eder oldum birine "aha bu benim blogum" demeye. vermiyorum zaten. henüz halka açılmadı. halka açık günlük yazıyodum eskiden. biraz bekle. hem ben de okuyamıyorum böyle. kısa yaz. peki cevat abi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-114134310924773686?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/114134310924773686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=114134310924773686&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114134310924773686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/114134310924773686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/03/kafa-ts.html' title='kafa ütüsü'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-113979771279456690</id><published>2006-02-13T04:25:00.000+02:00</published><updated>2006-02-13T04:28:32.820+02:00</updated><title type='text'>dostluğun biz sevgisiyle...</title><content type='html'>adına ne demeli, ister arkadaşlık olsun ister dostluk olsun... dostluk olsun. epeyce ilerlemiş bir yüce arkadaşlıktan bahsediyorum. dostluk olmalı evet. artık inkar etmenin manası yok. dostluk da bir ton fani şey arasında yerini almış bulunuyor bir süredir. hem de öyle bir kazık atma, bir sırttan vurma ya da herhangi başka bir sebep olmadan, yavaş yavaş ölüyor ve bitiyor. yaşlanırken aynı zamanda çürüyor. ve insanların doğar doğmaz çürümeye ve yaşlanmaya başlamaları gibi o da başlar başlamaz eskimeye başlıyor. insan nasıl bir yandan gelişip bir yandan ölüyorsa dostluk da, hatta geliştiği hızda ölüme yaklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu insanlara benzetmek tuhaf oldu biraz... aslında ben bir tabak çerez, bir paket çikolata ya da bir fincan kahveye benzetmek isterim. bunları tüketir ve nihayet bitiririz. yenilenmek, dibinden kaynamak tarzı özellikleri olmadığı için, mesela bir fincan kahve biter. bir dostluğa yeni şeyler eklemiyorsanız o da biter. paylaşılanlar, konuşulanlar biter. bazen birinin yerinde kalması diğerinin ilerlemesi sebebiyle o kaynağa yeni bir şeyler eklenmemiştir, bu yüzden biter. bazen de baştan belirlediğiniz ortak alanlarla alakalı her şey tükenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dostluğun, bir kazık, bir ibnelik efendime söyleyeyim bir başka şey yüzünden bitmeyip kendi kendine ölmesi durumu başta getirdiği sevgiyi tüketmemesine sebep olur. bu sevgi yüzünden dostluğun bittiği kabullenilmez. bitmeyen sevgidir, dostluk değildir. evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki ölmeyen dostluk ne o zaman? herhalde dondurulmuş bir çeşit dostluk olmalı. nasıl? dostunuz ölürse ya da uzaklaşırsa o dostluk kesilmiş ve orada donmuştur. yani, yaşamı daha yavaştır artık. dolayısıyla ölümü de geç olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalbi kırık bir zavallı olarak değil soğukkanlı bir tespit neticesi yazıyorum; kayıtlara geçsin lütfen. hah, isterse soğukkanlı olmasın zaten. soğuyalı çok oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-113979771279456690?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/113979771279456690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=113979771279456690&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113979771279456690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113979771279456690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/02/dostluun-biz-sevgisiyle.html' title='dostluğun biz sevgisiyle...'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-113927149054807879</id><published>2006-02-07T01:56:00.000+02:00</published><updated>2006-02-07T02:18:10.560+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>paranın icadından ve getirdiği devrimden sonraki en büyük devrim herhalde bilginin bytelara çevrilmesidir. paranın icadından önce buğdayın, odunun, post ve benzeri malzemenin değeri hep bir şeylere çevrilerek takas edilirdi (zannediyoruz) ve bu da bir çeşit belirsizliğe ve zorluğa sebep oluyordu. para sayesinde her türlü malın kıymeti tek bir parametreye bağlandı. üç boyutlu uzayda duran nesnelerin konum ve yönlerini iki boyutta belirtmenin zorluğu, bir düzlemi o uzayda herhangi bir yere kondurarak bu nesnelerin o düzlem üzerindeki izdüşümlerinin belirlenmesiyle iyi kötü aşılmış oldu (burada her şeyin paraya tam kıymetiyle çevrilemediğini ve insan olarak bizim için daha kıymetli olan şeylerin para karşılığının ufak olmasına isyanımızı betimledim. nasıl?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başlarda sadece temel ihtiyaç maddeleri, ya da alınıp satılan , alışverişi yapılan şeylerin parasal karşılığı bulundu herhalde. para denen şey, hayatı kolaylaştıran bir araç olmuştu. fakat paranın amacını aşması ile kendisi alınan satılan bir şey oldu ve başlı başına bir ihtisas konusu, bir insanlık problemi haline geldi. bugün ucundan kıyısından para ile ilgili olmayan bir bilim dalı herhalde kalmadı. hayatı kolaylaştıran bir araç olan para, bazen hayatın amacı oldu. alışverişi yapılmayan şeylerin bile parasal karşılığı bulundu sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilgisayar, başlarda karmaşık hesapları yapan bir makineydi. bu hesaplarda kullanılan sayıların ve bu sayıları işlemek üzere oluşturulan kodların kendi diline çevrilmesi ve ifade edilmesi gerekiyordu. sayıları bytelarla kodlayıp enini boyunu belirtmek işlemleri yapılabilir hale getiriyordu. ne zaman bilgisayar hesap yapma amacını aştı, o zaman bilgisayar düzlemine, byte a çevrilerek işlenmesi gereken bilgiler değişti. sadece film seyretmek, müzik dinlemek, internete girmek için bilgisayar kullanma devri geldiğinde bilgisayarla yapabildiğimiz her şeyin, fotoğraflarımızın, filmlerin, müziklerin artık belli bir boyutu olduğunu da görmüş olduk. her şeyi transfer edebilir, paylaşabilir, kopyalayabilirdik. yeter ki boyutu müsait olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi boyut moyut diyerek söylemem gereken şeyi yeterli kuvvette ifade edemedim ama "bilgi"nin kodlanması ve o bilginin bir zamanlar kağıda basılı olan ve eskiyen fotoğraflar, kasetlerde taşınan ve bozulabilen filmler, nebleyim müzik falan olması garip. yani bunları birilerine verirken iade edilmesini beklemenize lüzum yok, saklamak için yer bulmanıza gerek yok, transfer etmek için yol bulmanıza gerek yok, hepsini çevirdik byte, byteları yükledik paketlere... yüklemediysek oyduk manyetik disklere, kutu kadar harddiskin içinde raflar dolusu ıvır zıvır saklıyoruz. ayakkabı kutusunda fotoğraf saklama devri bitti. hayır eski adam mıyım ki bilmiyorum, yok insanlığımızı hatıralarımızı kaybettik eskiden elektrik yoktu da demeyecem ama... paranın icadı diyorum byte diyorum işte. aha buraya bi daş koydum kilometre daşı. daş yok mu la?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-113927149054807879?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/113927149054807879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=113927149054807879&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113927149054807879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113927149054807879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/02/parann-icadndan-ve-getirdii-devrimden.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-113621332553361768</id><published>2006-01-02T16:42:00.000+02:00</published><updated>2006-01-02T16:48:45.533+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>sevgilisi olan arkadaştan uzak durulacaaak.&lt;br /&gt;yaz bi kenara. aha yazdım.&lt;br /&gt;arkadaş sevgili edindiyse ilişki stand by a alınacak.&lt;br /&gt;sen almasan da almak zorunda kalırsın, hayır mecbur kaldığın için yapma diye diyorum.&lt;br /&gt;ne bitmez derdiniz varmış ulan kuruttunuz beni... gerçi bozuk olsanız bi türlü çiçek böcek olsanız başka bi türlü. anlamadım ki ben sizi...&lt;br /&gt;artık üzülmeyi de bıraktım ilgilenmiyorum lan. ne haliniz varsa görün. sanki çıkarken bana soruyosunuz. bişey de sormayın. hiç anlamıyorum. anlamak istemiyorum. ne sizin ne manyak sevgilinizin önce şahsiyetini sonra dertlerini çözmek bana mı düştü be... benim her derdim bitti mınakoyim kendimi sosyolojik araştırmaya verdim. ha o olursa haber veririm zaten merak etmeyin.&lt;br /&gt;ayrıldım diyene de oh olsun, yarasın. bundan sonra böyle arkadaş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-113621332553361768?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/113621332553361768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=113621332553361768&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113621332553361768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113621332553361768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2006/01/sevgilisi-olan-arkadatan-uzak.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-113582545385051107</id><published>2005-12-29T04:52:00.000+02:00</published><updated>2005-12-29T05:04:14.840+02:00</updated><title type='text'>baba</title><content type='html'>bana dünyanın sonu gibi görünen şeylerle alay eden adamdır babam.&lt;br /&gt;hiçbir teselli hayatı haddinden fazla ciddiye aldığını gözüne sokan o adamın yaptığını yapamaz. "buradan düşersen hiçbir şey olmaz" dediğinde sözüne güvenebileceğim, önümü göremediğimde yardımıma koşandır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-113582545385051107?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/113582545385051107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=113582545385051107&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113582545385051107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113582545385051107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2005/12/baba.html' title='baba'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-113531860873208018</id><published>2005-12-23T17:43:00.000+02:00</published><updated>2006-01-04T08:04:51.883+02:00</updated><title type='text'>çılgınlar gibi</title><content type='html'>şebnem ferah ilk çıktığında, vazgeçtim dünyadan diye bi şarkısı vardı. aman allahım o ne çılgın bi imaj o ne süper parça o ne taş bi hatundu...&lt;br /&gt;ne kıl bi kelime "hatun"... alay mı ediyor saygıyla mı bahsediyor belli değil. karı dediğin zaman aşağılamadır, bayan dediğin zaman bayıktır, bağyan evet biraz dalgadır, biraz da kitschtir "bayan bakar mısınız".. hanımefendi de ayı! hanım var, fakat bahsedilen her dişi "hanım"lığı kaldıramaz, ağır gelir. hanımabla var, hanımteyze var, abla olabilir fakat bir miktar samimiyet barındırır...&lt;br /&gt;"hatun" ne ya? cool mu oldun şimdi bildiğin "karı" ya "hatun" deyince? gençlik buna bi son versin.&lt;br /&gt;"abi süper hatun"&lt;br /&gt;hatunlar kovalasın seni.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-113531860873208018?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/113531860873208018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=113531860873208018&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113531860873208018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113531860873208018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2005/12/lgnlar-gibi.html' title='çılgınlar gibi'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-113532113118404072</id><published>2005-12-23T08:56:00.000+02:00</published><updated>2005-12-23T08:59:15.716+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>"arkadaşlar milli oluyoruz"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mahuahaheha lan beni benden aldın bi sabah vakti. nası da unutmuşum ben bunu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-113532113118404072?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/113532113118404072/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=113532113118404072&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113532113118404072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113532113118404072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2005/12/arkadalar-milli-oluyoruz-mahuahaheha.html' title=''/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17919099.post-113531836525021164</id><published>2005-12-23T08:12:00.000+02:00</published><updated>2005-12-23T08:12:45.276+02:00</updated><title type='text'>hayatımın soundtracki 1</title><content type='html'>nedir bu playlistin bana ettiği bir sabah vakti?&lt;br /&gt;şebnem ferah'ın tek bir albümü var elimde; kelimeler yetse. işte o hem unutmak istemediğim hem de hatırlamak istemediğim, fonunda dünya yalan söylüyor (mvo) olan zamanın albümlerinden biri. [kendimi türkçe roka vermişim] therionla tanışmam, anathema deyu sayıklamam da bu tarihlere rastlar fekat bunların öyle etkileri yoktur nedense. bu sebepten uzun süre dünya yalan söylüyor'u playlistimden çıkarmış, tekrar koyduğumda bi süre dinleyememiştim. kelimeler yetse'yi de mecburiyetten dinlemiyorum, cd yok, gitti. haliyle o gün bugün dinlememişim. özlememişim de. bir sabah vakti deli misin ulan manyak gibi kendini türkçe mp3 sitelerine vermişsin... ulan şu cd bi gelse bi gün çıksa ortaya nası manyak olurum biliyo musun... dünya yalan söylüyor'a da alıştım sayılır ama bunu bi süre daha kaldıramam. ulan.. ulan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17919099-113531836525021164?l=sonsofsouthernparkness.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/feeds/113531836525021164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17919099&amp;postID=113531836525021164&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113531836525021164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17919099/posts/default/113531836525021164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sonsofsouthernparkness.blogspot.com/2005/12/hayatmn-soundtracki-1.html' title='hayatımın soundtracki 1'/><author><name>denemeci paşa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11111159221220657996</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://img.photobucket.com/albums/v726/voidvoid/office_kedi_uyu.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
