Pazartesi, Ekim 09, 2006

Kelimeler yetmez.
Anlamak ayrı bir şey, kelimeler anlatmaz, kelimeyle anlatılmaz. Yardımcı olunur mu, belki.
İnsanlar "konuşa konuşa" anlaşamazlar. Anlaşmalılar mı, belki.
Zemin diyorum, zaman diyorum.
Söz, bir zeminde olmalı, zemin bir zamanda olmalı.
Söz, bir zemine alınmalı.
Zemin de bir algı. Zaman da.
"Zaman"dan, "zemin"den bağımsız söz, "algı"lanamaz.

Bilmek, böyle bir şey sanırım.

"Bilivermek" ise, zaman ve zeminin kendiliğinden oluşması, kendiliğinden algılanması, algı haline gelmesi. Bir lütuf, ama bir beklenti olmamalı.

Cumartesi, Ekim 07, 2006

Kızmak ile Kırılmak Arasındaki Farklar

  1. kızmak kolaydır ama kırılmak zordur. birini kzıdırmak ya da kırmak da tabi.
    birine kırılmak için gerçekten çok değer vermiş, güvenmiş olmak gerekir. ama herhangi birine kızabilir insan ve hiçbirşey olmamış gibi devam eder, umrunda olmaz
    (liriel baenre, 07.10.2006 14:52)
54. birinin izi kalmaz,digerinin izi sonsuza kadar kalir..
(dvck, 07.10.2006 14:54 ~ 14:55)

Cuma, Ekim 06, 2006

-çalıştın mı?
-çalıştım da anlamadım. bişey bilmiyorum valla

Cumartesi, Eylül 30, 2006

if shame had a face i think it would kind of look like mine
if it had a home would it be my eyes
would you believe me if i said i am tired of this
well here we go one more time

i tried to climb your steps
i tried to chase you down
i tried to see how low i could get down to the ground
i tried to earn my way
i tried to change this mind
you better believe that i tried to beat this

sick cycle carousel - lifehouse

uzun uzun yazmak, uzun uzun susmak istiyorum.
yazamadığım ve susamadığım için, dinlesem daha iyi diyorum.
dinlediğim de bu işte.
"ah işte tam da beni anlatıyor" şarkılarım yok.
bu da onlardan biri değil haliyle.
o zaman neden susamıyorum, neden yazamıyorum, neden dinleyemiyorum?

(tosan shuffle gururla sunar: sick cycle carousel - lifehouse, yann tiersen ve meşhur! parçası, prensesin uykusuyum-redd [247 parça varmış playlistte])

Çarşamba, Eylül 06, 2006

" 'Bir sahtelik duygusunu da beraberinde taşıyorsan benimleyken,bilemem ki hangisi sen!'
diye seslenmiştin bana, uzaktan.
Herzamanki gibi, en temelinden kavramıştın sorunu - öyle bir yeteneğin vardı, beni hep
yeniden hayrete düşüren: beni, en yalın olduğum yerimden kavrayabiliyordun."


hayrete düşüren
hayrete düşüren
hayrete düşüren
hayrete düşüren
hayrete düşüren
hayret!

Perşembe, Ağustos 17, 2006

hal hatır hasbihal

bir zamandır yazmadığım, aramıza soğukluk girmiş blogumun hatırını sormak, eski yazılarımı yeniden okuyup kendime daha da hayran olmak amacıyla sıradan bir akşam üstü göz atarkene... amaan neyse. yazacağım bir ton şey vardı, uçtu gitti. yaz rehaveti, depresif tembellik, kağıt kalem sevdası, aşk acısı, ihtiras rüzgarı, sevme hakkı derkene zihnimin girdaplarında kayboldular hepisi. katkıda bulunanları kınıyorum.

bu esnada millet boş durmamış tabii, seviyor ve destekliyoruz. kablolarla bağlanmış muhterem internet cemaati olarak gencin arkasındayız hatta para toplayıp düğüne katkıda bulunmayı da istiyoruz. ehe.

Perşembe, Temmuz 13, 2006

hali hazırda canının sıkılmaya eğilimli olduğu bilinen kişiye "canım sıkılıyor" demek için çok haklı sebeplere sahip olmak ya da uygun hiç kimseye o an için sahip olmamak gerekir.

hali hazırda canının sıkılmaya eğiliminin hiç olmadığı, geçmişte hemen hiç benzer tecrübe yaşamadığı bilinen kişiye "canım sıkılıyor" demek için de haklı sebeplere sahip olmak ya da uygun hiç kimseye o an için sahip olmamak gerekir.

nice yiğitlerin "sıkı can iyidir kolay kolay çıkmaz ehi ehi" cevabını alarak kronik melankoliden kontrollü şizofreniye geçtiği tecrübesizliğin neticesidir, abartma hastalığı, hatta basbayağı ibneliktir, puştluktur.

can sıkıntısının getirdiği triballik ile içine kapanan adamın en sonunda etrafında bulacağı da şu yukarda bahsettiğim iki tiptir. içine kapanmasa da bulacağı budur, kapansa da olacağı odur. hem kapansa nedir, kapanmasa nedir?

para parayı çeker, sıkıntı sıkıntıyı çeker eninde sonunda.

Pazartesi, Mayıs 15, 2006

coffee & cigarettes

şimdi nasıl starbucks'ta kahve içmek sadece kahve içmek değilse* sigara içmek de sadece sigara içmek değil. her işin bir ritüeli var elbet, yoksa mesela "bu işi öğlen yemeğinde konuşalım" derken adamı karşımıza iştahımızı açsın diye çağırmıyoruz. illa yemek yerken başka bir şey yapmak zorundayız, ya da bir şey yaparken yemek yemek.

sigarayı dumanı için mi içiyosun yoksa şu kırmızı çizmeli kızdan ateş istemek için mi? yoksa ders/konferans/öğle arasında sap gibi dikilmemek için mi? öyle ya, kapının önünde dikilen onca adamın elinden sigarasını alsan duvar dibinde oturan adamdan ne farkı kalır? dumanı içine çekmediğin halde gözlerini kısarak napabilirsin? en fazla gözlüğünü evde unutmuş miyop olursun değil mi? sahnede karizmatik vokalist var, al elinden sigarayı bak eli ayağı birbirine dolaştı.

öte yandan sadece tütün bağımlısı olunabilir, müzmin bir madde bağımlısı olunabilir, sigara içiyor olmanın tribiyle alakası yoktur adamın. yolda sokakta içer bunu zıkkım olasıca.. ehm.. ne diyordum? ha bu tribaliteye ihtiyacı yoktur, ve hatta herkesten gizliyordur bilakis içmemenin karizmasına ya da kattığı her ne boksa ona hastadır. fekat bunlar pek az sayıdadır.

asıl diyeceğim, sigara içiyor ya da içmiyor olmak sosyal hayatta ciddi ayrımlara yol açabilir. hep beraber bir yere gidiliyorsa grup içinde sigara içenlerin (sigara demeyelim, her türlü tütün muhtevası, cigar olur cigarillo olur pipo olur, smoke deriz) bulunması halinde sigara içilmeyen mekanlar tercih edilmez. sanki içmezlerse öleceklermiş gibi davranılır. halbuki, bilakis içerlerse öleceklerdir. kendileri ölmekle kalmayıp etraftakilerin ölmesine de sebep olabileceklerdir. yine de kutsal bir şeye bağımlılarmış gibi davranılır, tiryakinin son dalı ormanda on kaplan gücündedir ve sigarası olmayana paket almak ona hayatın sırrını vermekten evladır, her şeyden öte sevaptır (verdim, ordan biliyorum).

şu bu sebepten asla ihtiyaç duymayacağım bir karizma malzemesidir, ortamdaki non smokerların ciğerlerine tecavüz etmek insanlığıma sığmaz misal. içeceksem tiryakiliğimi kalbime gömerim, ahlaksızca sergilemem.

bir gün okuduğumda g.tüme girmemesi dileğiyle;

"Publish Post" (pisssssmi...)

*ben starbucks'a sadece kahve içmeye gidiyorum o ayrı, sosa'ya da sadece salata yemeye gidiyorum valla.

Cumartesi, Mayıs 13, 2006

- pekiyi, nelerden hoşlanır bu tosun, ne zaman mutlu olur?
- efenim mutluluk kah bir ağaç yaprağında gördüğünüz çiy tanesi, kah bir uğurböceğinin narin bitki gövdesi üzerindeki akrobasisi derim ben...
- ne hoş
- tabiy, insan etrafına baktığı her an mutlu olmak için bir şeyler bulabilir, tek derdi o mutluluğu paylaşabilmek olsun.
- kimlerle paylaşır tosun mutluluğunu?
- dağa taşa yazar, o da olmadı o ara aklında kim varsa yolda sokakta otobüste ona anlatır. o bilmez, tosun hep anlatır. napsın, gerçekten anlatmaya kalksa buna kim dayanır, sonra buna kim inanır ha? (kadir inanır mesela)
- eeööe.. anlıyorum..
- hayır anlamıyorsunuz. sorun mesela hiç kızmaz mı bu tosun?
- kızar...
- (salak!)
- ehm.. nelere kızar bu tosun? kızdığı zaman cam objeleri gazabından korumamız gerekir mi misal?
- ahahah ilahi, ne hoşsunuz öyle.. yok efendim, tosun öyle peak şiddet insanı değildir. sessiz ve derinden nefret duyar. kızdığı vakit tanıdığı tanımadığı birisini alır karşısına zarar vermek ister, deli gönül taciz etmek ister. sataşır, anlamsızlaşır.
- kızgınsınız sanırım?
- evet, bir hedefim de var üstelik. (bulana veya getirene yüzbin lira veriyorum)

Perşembe, Mayıs 11, 2006

yaz gecesi rüyası

şunca zamandır maruz kaldığım en komik reklam sloganlarından biridir, "kızgın kumlardan serin sulara". dondurmaya bir zevk patlaması, bir ferahlama anı anlamı katmak üzere reklam icabı hanım kişi anlatır, şöyledir böyledir der. "hani, kızgın kumlardan serin sulara atlarsın ya, onun gibi..."

en az bunun kadar komik bi reklam sloganı daha var, "keyifli bir kaçamak". başka da yok zaten aklımda. tarihe geçmeli diyorum bunlar. keyifli bi kaçamak ha, hey yavrum hey.. kimin kime kaçtığını bıraktım hadi de, keyifsiz bi kaçamak nasıl olabilir mesela? beynini sevdiğimin kreatifi kaçamak denen şeyi ne olarak biliyor ki bir de keyifli diye vurguladı bunu? keyif almayacaksam ne diye kaçamak yapıyorum arkadaşım? slogana libidal çağrışım katıyorum diye neden maymun ediyorsunuz kendinizi?

delikanlı

sırf seni seviyor diye birisini sevmen alçakça biraz. aslında basit düşünüyorum: sen de seni seviyorsun, o da seni. ne güzel anlaştınız, değil Mİ ÇOCUĞUM? hm? arkadaki sana diyorum, konuşma bakayım arkadaşınla...

ne diyorduk...

Perşembe, Nisan 27, 2006

elif şafak fetiş

ne demiş elif şafak abla? edebiyatta kadın nesne, erkek özne imiş, sevilen arzulanan kadınmış ama hep nesne kalır imiş. erkek kalem kadın kağıt imiş. buraya bir dipnot koyalım. yazıcam onu da aklıma ne geldi, şimdi bi kadının dudaklarına şiir yazabilirsin, omuz mesela of ki of anlatırsın efendim sonra jaw line hadisesi vardır. aynı karede hafiften boyun ve bedenin birleştiği bölgeyi, sonra o jaw line denen çene çizgisi mi ne onu resmet bak, ne estetik ne zerafet değil mi? ama şimdi kadın nesne oldu... olmaz. tamam o zaman bi kadın bi erkeğin dudaklarına şiir yazsın, sırtına yazsın sonra ayak bileğine yazsın. oldu mu? (kadın yazsın zaten bi erkeğin yazdığını düşünemiyorum, homofobiğim ezelden)

o değil de aklıma geldi bak ellere yazabilirsin, otur seyret mesela o elleri. he.. fetiş sahibi yaptınız lan beni...

Perşembe, Nisan 20, 2006

- kimdir tosantosun?
- tosan sisteme bir çeşit sessiz başkaldırış, okumayan türkiye'ye atılmış bir taştır. yeri geldiğinde bir yakarış olur, yeri geldiğinde bir sessiz çığlık.
- (.mına koydun ama sen de) peki nedir tosan'ı tosan yapanlar, nelerden beslenir bu yüce kişilik?
- bir alıntıyla açıklamaya çalışayım isterseniz "rock'n roll is a prostitute", yani pazarlanmalıdır bu yüzden. ilgi görme tutkusudur tosun'u tosan yapan.
- evet anlıyorum
- (nesini anlıyorsun) gözlerinizden belli...

Perşembe, Mart 23, 2006

matematik özürlüsü

salaklığın kılıfı da matematik özürlü oldu. hadi türevden integralden bıkkınsın, belki kafan polinomu almadı olabilir de, alt tarafı bayağı kesirdir çarpmadır... bunun matematik özürlü olunacak nesi var onu anlamıyorum. hayatını devam ettirecek kadar matematik herkese lazım. gerçi doğal seleksiyon da var, onu yapamayanı sikiyorlar sistemden çıkıyor. gözünü sevdiğimin...

Çarşamba, Mart 22, 2006

çok efkarlandım şimdi lan, bakındım bakındım yazacak yer bulamadım. bi sigara yakasım bile geldi. yaktın beni insangazanı.

Cuma, Mart 03, 2006

saçmalamamam lazım

- *kafa kaldır belli belirsiz* [ananıs.. nerden çıktın sen] naber lan
- *acele* meraba nassın görüşürüz zıvır zıvır...
- eevallaa eevallaa hadi bakalım [.mına korum lan senin]

kafa ütüsü

artık kısa şeyler yazmalıyım bu bloga, baktım da düşünmeden laylaylom yazıyorum. vallahi hicap eder oldum birine "aha bu benim blogum" demeye. vermiyorum zaten. henüz halka açılmadı. halka açık günlük yazıyodum eskiden. biraz bekle. hem ben de okuyamıyorum böyle. kısa yaz. peki cevat abi.

Pazartesi, Şubat 13, 2006

dostluğun biz sevgisiyle...

adına ne demeli, ister arkadaşlık olsun ister dostluk olsun... dostluk olsun. epeyce ilerlemiş bir yüce arkadaşlıktan bahsediyorum. dostluk olmalı evet. artık inkar etmenin manası yok. dostluk da bir ton fani şey arasında yerini almış bulunuyor bir süredir. hem de öyle bir kazık atma, bir sırttan vurma ya da herhangi başka bir sebep olmadan, yavaş yavaş ölüyor ve bitiyor. yaşlanırken aynı zamanda çürüyor. ve insanların doğar doğmaz çürümeye ve yaşlanmaya başlamaları gibi o da başlar başlamaz eskimeye başlıyor. insan nasıl bir yandan gelişip bir yandan ölüyorsa dostluk da, hatta geliştiği hızda ölüme yaklaşıyor.

bunu insanlara benzetmek tuhaf oldu biraz... aslında ben bir tabak çerez, bir paket çikolata ya da bir fincan kahveye benzetmek isterim. bunları tüketir ve nihayet bitiririz. yenilenmek, dibinden kaynamak tarzı özellikleri olmadığı için, mesela bir fincan kahve biter. bir dostluğa yeni şeyler eklemiyorsanız o da biter. paylaşılanlar, konuşulanlar biter. bazen birinin yerinde kalması diğerinin ilerlemesi sebebiyle o kaynağa yeni bir şeyler eklenmemiştir, bu yüzden biter. bazen de baştan belirlediğiniz ortak alanlarla alakalı her şey tükenir.

dostluğun, bir kazık, bir ibnelik efendime söyleyeyim bir başka şey yüzünden bitmeyip kendi kendine ölmesi durumu başta getirdiği sevgiyi tüketmemesine sebep olur. bu sevgi yüzünden dostluğun bittiği kabullenilmez. bitmeyen sevgidir, dostluk değildir. evet.

peki ölmeyen dostluk ne o zaman? herhalde dondurulmuş bir çeşit dostluk olmalı. nasıl? dostunuz ölürse ya da uzaklaşırsa o dostluk kesilmiş ve orada donmuştur. yani, yaşamı daha yavaştır artık. dolayısıyla ölümü de geç olacaktır.

kalbi kırık bir zavallı olarak değil soğukkanlı bir tespit neticesi yazıyorum; kayıtlara geçsin lütfen. hah, isterse soğukkanlı olmasın zaten. soğuyalı çok oldu.

Salı, Şubat 07, 2006

paranın icadından ve getirdiği devrimden sonraki en büyük devrim herhalde bilginin bytelara çevrilmesidir. paranın icadından önce buğdayın, odunun, post ve benzeri malzemenin değeri hep bir şeylere çevrilerek takas edilirdi (zannediyoruz) ve bu da bir çeşit belirsizliğe ve zorluğa sebep oluyordu. para sayesinde her türlü malın kıymeti tek bir parametreye bağlandı. üç boyutlu uzayda duran nesnelerin konum ve yönlerini iki boyutta belirtmenin zorluğu, bir düzlemi o uzayda herhangi bir yere kondurarak bu nesnelerin o düzlem üzerindeki izdüşümlerinin belirlenmesiyle iyi kötü aşılmış oldu (burada her şeyin paraya tam kıymetiyle çevrilemediğini ve insan olarak bizim için daha kıymetli olan şeylerin para karşılığının ufak olmasına isyanımızı betimledim. nasıl?).

başlarda sadece temel ihtiyaç maddeleri, ya da alınıp satılan , alışverişi yapılan şeylerin parasal karşılığı bulundu herhalde. para denen şey, hayatı kolaylaştıran bir araç olmuştu. fakat paranın amacını aşması ile kendisi alınan satılan bir şey oldu ve başlı başına bir ihtisas konusu, bir insanlık problemi haline geldi. bugün ucundan kıyısından para ile ilgili olmayan bir bilim dalı herhalde kalmadı. hayatı kolaylaştıran bir araç olan para, bazen hayatın amacı oldu. alışverişi yapılmayan şeylerin bile parasal karşılığı bulundu sonra.

bilgisayar, başlarda karmaşık hesapları yapan bir makineydi. bu hesaplarda kullanılan sayıların ve bu sayıları işlemek üzere oluşturulan kodların kendi diline çevrilmesi ve ifade edilmesi gerekiyordu. sayıları bytelarla kodlayıp enini boyunu belirtmek işlemleri yapılabilir hale getiriyordu. ne zaman bilgisayar hesap yapma amacını aştı, o zaman bilgisayar düzlemine, byte a çevrilerek işlenmesi gereken bilgiler değişti. sadece film seyretmek, müzik dinlemek, internete girmek için bilgisayar kullanma devri geldiğinde bilgisayarla yapabildiğimiz her şeyin, fotoğraflarımızın, filmlerin, müziklerin artık belli bir boyutu olduğunu da görmüş olduk. her şeyi transfer edebilir, paylaşabilir, kopyalayabilirdik. yeter ki boyutu müsait olsun.

şimdi boyut moyut diyerek söylemem gereken şeyi yeterli kuvvette ifade edemedim ama "bilgi"nin kodlanması ve o bilginin bir zamanlar kağıda basılı olan ve eskiyen fotoğraflar, kasetlerde taşınan ve bozulabilen filmler, nebleyim müzik falan olması garip. yani bunları birilerine verirken iade edilmesini beklemenize lüzum yok, saklamak için yer bulmanıza gerek yok, transfer etmek için yol bulmanıza gerek yok, hepsini çevirdik byte, byteları yükledik paketlere... yüklemediysek oyduk manyetik disklere, kutu kadar harddiskin içinde raflar dolusu ıvır zıvır saklıyoruz. ayakkabı kutusunda fotoğraf saklama devri bitti. hayır eski adam mıyım ki bilmiyorum, yok insanlığımızı hatıralarımızı kaybettik eskiden elektrik yoktu da demeyecem ama... paranın icadı diyorum byte diyorum işte. aha buraya bi daş koydum kilometre daşı. daş yok mu la?

Pazartesi, Ocak 02, 2006

sevgilisi olan arkadaştan uzak durulacaaak.
yaz bi kenara. aha yazdım.
arkadaş sevgili edindiyse ilişki stand by a alınacak.
sen almasan da almak zorunda kalırsın, hayır mecbur kaldığın için yapma diye diyorum.
ne bitmez derdiniz varmış ulan kuruttunuz beni... gerçi bozuk olsanız bi türlü çiçek böcek olsanız başka bi türlü. anlamadım ki ben sizi...
artık üzülmeyi de bıraktım ilgilenmiyorum lan. ne haliniz varsa görün. sanki çıkarken bana soruyosunuz. bişey de sormayın. hiç anlamıyorum. anlamak istemiyorum. ne sizin ne manyak sevgilinizin önce şahsiyetini sonra dertlerini çözmek bana mı düştü be... benim her derdim bitti mınakoyim kendimi sosyolojik araştırmaya verdim. ha o olursa haber veririm zaten merak etmeyin.
ayrıldım diyene de oh olsun, yarasın. bundan sonra böyle arkadaş.